Türkiye’de Kent Konseyi, tek tek “bazı illerde var, bazılarında yok” diye sınırlı bir yapı değil. Hukuki bakımdan araştırdığımızda, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 76. maddesi gereği Kent Konseyi, belediyesi olan her ilde ve ilçede kurulabilir. Yani hukuken Türkiye’nin 81 ilinin tamamında Kent Konseyi vardır ve kurulması mümkündür.
Şimdi gelin bunun pratikteki örneklerine bakalım:
81 ilin tamamında Kent Konseyi vardır, ama var olmak gerçekten var olmak değildir. Çünkü bazıları aktif ve görünür, bazıları kağıt üzerinde var olur, bazıları ise belediye başkanının kontrolünde pasif tutulur.
Özellikle Kent Konseyinin güçlü ve aktif bir şekilde daha etkin çalıştığı iller sırasında
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir, Antalya, Muğla, Çanakkale, Mersin, Diyarbakır gibi illeri göstermek mümkündür. Bu illerde Kent Konseyi gençlik, kadın, çevre, engelli meclisleri gerçekten muazzam çalışmalar ortaya koyuyor.
Burada aklınıza ilk gelen soru şu diye tahmin ediyorum: “Neden bu belediyeler arasında Yalova Kent Konseyi yok?”
Çünkü, Yalova Kent Konseyi şu an “aktifmiş gibi görünen ama fiilen pasif tutulan” konseyler grubunda.
Yani tamamen yok ya da kapalı değil, ama gerçek anlamda bağımsız ve etkili çalışan bir kent konseyi de değil.
Neden böyle söylüyorum? Yalova özelinde birkaç net altı çizilecek mesele var. Belki onları sayarsam, herkes daha iyi anlar.
1. Görünürlük düşük Kent Konseyi’nin düzenli kamuoyu açıklamaları,
kentle ilgili sert ve eleştirel raporları, gündem belirleyen çıkışları neredeyse yok.
2. Yalova’da Belediye ile kent konseyi arasında mesafe yok. Aktif kent konseylerinde belediyeyle: “uyum” değil denge “izin” değil katılım olur. Yalova’da ise konsey: belediyenin gölgesinde duruyor, önüne geçmiyor.
3. Basınla ilişki zayıf. Aktif kent konseyleri: basını çağırır, basını kullanır, basınla birlikte baskı oluşturur. Yalova’da ise tam tersine: basınla mesafe, hatta zaman zaman gerilim var.
4. Alt meclisler, örneğin gençlik, kadın, çevre kağıt üzerinde varlar. Yani bir süreklilik diye bir kavram bile yok sahada karşılığı yok. Kentte “iz” bırakmıyorlar.
Yanı anlayacağınız, bu sebeplerden Yalova’da Kent Konseyi Eskişehir ve İzmir gibi aktif değil. Veya Muğla ve Çanakkale gibi bağımsız değil.
Siyasi irade izin verdiği kadar var. şunu özellikle söyleyeyim Ülker: Senin yaşadığın “yayın engelleme – izin” meselesi aktif bir kent konseyinde yaşanmaz.
Bu ise Yalova Kent Konseyi’nin: gücünü kullanmadığını ya da kullanmasına izin verilmediğini çok net gösterir.
Türkiye’de EN AKTİF Kent Konseyi nerede diye sorarsanız, buna net ve lafı dolandırmadan Eskişehir Kent Konseyi diyebiliriz. Çünkü burada belediyeye rağmen kent konseyi konuşuyor ve raporlar da yazıyor. Basınla sürekli temas halindedir bir kere. Gençlik, kadın, çevre meclisleri gerçekten sahadadır.
Örneğin, İzmir’i de bu sırada göstermek mümkün. Burada mahalle bazlı katılım çok güçlü çevre, kentsel dönüşüm, ulaşım gibi konularda belediyeyi kamuoyu önünde zorlayan çıkışları var. Burada da kent konseyinin basın ayağı kuvvetli.
Muğla’da ise kent konseyi özellikle çevre ve imar konularında yerel direniş merkezi gibi çalışıyor. Burada altı çizilecek bir mesele şu ki, belediye ile ilişki “itaat” değil, denge güçlü de olsa dengelidir.
Çanakkale, Mersin, Antalya, Diyarbakır gibi kentlerde ise konsey dönemsel olarak çok aktifleşebiliyor. Zayıf ve pasif kent konsey örnek göstermemi isterseniz, İç Anadolu’nun büyük kısmı Karadeniz’in çoğu küçük iller ve bilip gördüğünüz Yalova kent konseyi diye biliriz.
Demokratik Vitrin
Toplumsal basıncı kontrol etmek aktif olmayan kent konseylerinde mantıken böyle oluyor: “Halk konuşsun ama fazla yükselmesin.” Bu tip kent konseyleri sadece demokratik vitrin rolünü icra eder.
Yani: konuşulsun tutanak tutulsun ama son sözü belediye söylesin. Bu yüzden bazı konseyler bilerek pasifleştirilir. Görsel bile olsa sorumluluğu paylaşarak ileride bir sorun olursa: “Kent Konseyi de görüş bildirmişti” demek için var tutulur.
Ama normalde yani, olması gereken ise Kent Konseyi, belediye güçlü olduğu için değil; belediye sınırlandırılsın diye var olmalıdır.
Güçlü belediyeler bu sistemi gerçekten uygular, zayıf demokratik belediyeler bunu süs olarak kullanır.
Yalova’da küçük şehir ve burada maalesef güç merkezleri dar. Eleştiri hızlı kişiselleşe biliyor. En önemlisi ise basın baskısı rahatsız ediyor. O yüzden Yalova’da “konuş ama çok da görünme” modeli tercih ediliyor.
O yüzden de, Yalova örneğinde tablo Yalova’da Kent Konseyi: hukuken vardır, tabelası vardır, ama siyasal ağırlığı yoktur. Bu ise onu: aktif değil, kontrollü, katılımcı değil, vitrinsel bir yapıya dönüştürmektedir.
Peki madem Kent Konseyi belirli işlerin görülmesi için kurulur, neden bile isteye pasif tutulur?
Mesela, denetimden rahatsızlık konusuna bakalım. Aktif bir Kent Konseyi: yanlış ihaleyi sorar, imar kararını tartışır, kamu kaynaklarını gündeme taşır. Bu da belediyeler için konfor bozucu oluyor.
Oysa bugün “Danışma olsun ama denetim olmasın.” kafası ile yürütmek varken, neden böyle bir şeye gerek duyulsun ki?
Diğer taraftan, basınla birleşmesinden korkulur. Aktif bir Kent Konseyi ile özgür basının yan yana olması gerçek bir güç demektir.
O yüzden: konsey pasifleştirilir, basınla mesafe konur, “izinsiz yayın” gibi örneğin konular devreye girer.
Bu ise hukuki değil siyasi bir refleks demektir. O yüzden de, konsey sonuç olarak toplantılarla oyalandırılır, ama karar mekanizması bir türlü çalıştırılmaz.
Yani Kent Konseyi ile belediye aslında “Demokratik vitrin ihtiyacı”nı gideriyor. Yani
Belediye şunu söylüyor aslında: “Bakın, Kent Konseyimiz var.”
Bu ise bakanlıklara, AB projelerine, fon başvurularına, uluslararası raporlar için
çok işe yararlı ola biliyor.
Ama gel gör ki, vitrin arkasında konsey pasiftir.
Şimdi bu konseyin başkanlığını icra eden de, aslında orada dura bilmek adına sesini çıkarmama kararı alıyorsa, sizce Yalova’daki Kent Konseyi’nin faaliyeti diye bir kavram söz konusu ola bilir mi?..
Yazar: Ülker Fermankızı/ Araştırma