DOLAR
44,66 ₺
EURO
52,13 ₺
STERLİN
59,96 ₺
ALTIN
2.580,00 ₺
BITCOIN
93.500 ₺
FAİZ
50,00%
Gündem Politika Ekonomi Analiz Dünya Röportaj Spor Türk Dunyası Yalova Haber
Menü
Dil
Türkçe İngilizce

Bir Tanık Konuştu, Bir Şehir Sustu

Acı bir gerçek var: "Biz gençlere tarihimizi bırakmazsak, bir gelecek vaat edemeyiz!" 

|
Bir Tanık Konuştu, Bir Şehir Sustu

Bazı programlar vardır… sadece izlenmez, insanın içine yerleşir. O gün Yalova’da yaşanan tam olarak buydu, diye biliriz...


Gazeteci ve siyasi yazar Ülker Fermankızı’nın moderatörlüğünde, Uluslararası Kadın ve Toplumsal Gelişim Derneği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Unutulan Katliam: Yalova’dan Hocalı’ya Soykırım” programı, bir etkinlikten çok daha fazlasına dönüştü; hafızaya kazınan, vicdanı sarsan bir yüzleşme oldu.

Ülker Fermankızı’nın anlatımıyla, gazeteci Ömer Çiçek’in çekimleri ve Ferman Musazade’nin kurgu ve yönetimiyle hazırlanan belgesel tadındaki kısa metrajlı çalışma, izleyiciyi Yalova’dan alıp Hocalı’ya kadar uzanan karanlık bir tarih koridoruna soktu. 

Coğrafya değişti, yıllar değişti… ama değişmeyen tek şeruna soktu.

https://www.youtube.com/watch?v=qxeoOqFCAKo

Coğrafya değişti, yıllar değişti… ama değişmeyen tek şey vardı: aynı acı, aynı zulüm, aynı sistematik vahşet. Anlatı Hocalı’ya geldiğinde salonun havası değişti. Söz artık bir belgeye değil, bir tanığa aitti.

Karabağ savaşlarının canlı tanığı, Litvanyalı askeri uzman, fotoğrafçı ve yazar Ricardas Lapaitis, o güne kadar belki de hiç bu kadar açık, bu kadar çıplak konuşmadı. Gördüklerini, yaşadıklarını, çektiği fotoğraflarla birlikte anlattı. Her kare bir çığlık gibiydi.

Onun Rusça dökülen her cümlesi, Ülker Fermankızı’nın sesiyle Türkçeye taşındı. Bu sadece bir çeviri değildi… bir tanıklığın, bir acının, bir gerçeğin yeniden dile gelmesiydi. Elindeki Gürcüstan'da tanınmış Azerbaycanlı fotografçı Şah Ayvazov'un savaş fotoraflarından bir kareyi gösterdi. 

Küçük bir kız çocuğu…

Ve salona dönüp sordu: “Bu kızın gözlerinde ne görüyorsunuz, biliyor musunuz?”

Kısa bir sessizlik…

Sonra kendi cevabını verdi: “Orada şunu görüyorsunuz: Biz insan değiliz… biz hayvanız. Çünkü eğer insan olsaydık… bizi böyle hayvan gibi katlederken, keserken… dünya sessiz kalmazdı. Avrupa, Amerika… herkes gördü. Rusya zaten işin içindeydi. Ama kimse… kimse kılını kıpırdatmadı…”

Bu sözler salona bir bıçak gibi indi. Kimse başını kaldıramadı. Çünkü o an mesele tarih değil, insanlıktı.

Ricardas Lapaitis zaman zaman durdu, yutkundu, gözleri doldu. Anlattığı şey bir savaşın kronolojisi değil… insanlığın sınandığı bir karanlıktı.

Ve sonra kendi hikâyesine geçti: “Savaş bittiğinde bile ben Azerbaycan’ı terk edemedim. O vakit bir milyondan fazla kaçkın ve göçkünün başladığı o çadır hayatında, onların yanında olmaya çalıştım. Hak sesini dünyaya ulaştırmaya çalıştım…”

Bu sözler, savaşın aslında cephede bitmediğini; asıl yıkımın, sessizliğin içinde devam ettiğini bir kez daha gösteriyordu.

“Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev benim emeklerimi yüksek değerlendirdi. Ben "Dostluk" madalyasına layık görüldüm" dediğinde ise sesinde bir gururdan çok, derin bir mahcubiyet vardı.

“Oysa bana göre o madalyayı hak eden BBC, Associated Press, CNN gibi dünyaca ünlü haber merkezlerinin temsilci gazetecileri vardı. Ben o büyük kurumların yanında kendimi sıfıra yakın hissediyordum. Ama Aliyev onları değil, beni ödüllendirdi…”

Ve ardından belki de gecenin en yalın, en gerçek cümlesi geldi: “Ben bütün bunları yaparken hiçbir zaman ödülü düşünmedim. Ben karşılık beklemeden Azerbaycan’ı sevdim. Türk milletini sevdim…”

Salonda derin bir sessizlik hâkimdi. Çünkü bu sözler sadece bir gazetecinin değil, bir insanın duruşuydu.

Programın sonunda herzaman Azerbaycan gerçeklerini, acısını, ağrısını kendi ağrı acısı olarak gören,  Dernek Başkanı Nurten Anıl söz alarak,  böylesine ağır bir hafızayı taşıyan uluslararası bir etkinliğin gerçekleşmesinde emeği geçen tüm hayırsever iş insanlarına ve katkı sunan kurumlara içten teşekkürlerini iletti. Bu organizasyonun, ortak bir vicdanın ve dayanışmanın eseri olduğunu vurguladı.

Gecenin en anlamlı anlarından biri ise onur takdimi oldu. Litvanya ile Türkiye arasında kurulan dostluk köprüsüne katkılarından dolayı Ricardas Lapaitis’e, dernek adına “Türk’ün Dostu” unvanıyla hazırlanan plaket takdim edildi.

Bu anlamlı ödül, Vali Yardımcısı tarafından verilirken salonda duygusal anlar yaşandı.

Ve konuşmasının sonunda Ricardas Lapaitis, sanki bütün o anlatılanları tek bir cümlede toplamak ister gibi durdu… ve dedi ki:
“Savaş bitti!”

Ama o cümlenin içinde herkes aynı gerçeği hissetti: Savaş bitmiş olabilir… Ama o gün yaşananlar hâlâ bitmedi.

Ancak gecenin sonunda sadece anlatılanlar değil, hissedilenler de insanın içinde uzun süre yer edecek türdendi. Çünkü bu program, yalnızca bir hafıza tazelemesi değil; aynı zamanda bir vicdan sınavıydı.

Vali Yardımcısı’nın konuşması, o ağır anlatıların ardından salonda farklı bir yankı bıraktı. Söylediği şu cümle, herkesin zihninde asılı kaldı:
“Ermenileri bu kadar kötülemeye gerek yok. Bizim müzikal servetimizin neredeyse tamamı Ermeni sanatçılara ait…”

Belki iyi niyetle kurulmuş bir denge cümlesiydi, bilemem. Ama o anın ağırlığında, anlatılanların yanında sanki başka bir dünyanın kapısını aralıyordu. Çünkü o sahnede konuşulan şey sanat değil, insanlığın en karanlık yüzüydü. Kültürün birleştirici gücü değildi konu.  Fakat o akşam salonda yankılanan acı, estetikle değil, gerçekle yüzleşmeyi talep ediyordu.

Nisan ayının 24 tarihinde Ermeniler uydurma soykırım günlerini anacaklar. Sizce biz Türklerin adresine  bizim vali yardımcısı gibi hoşgörülü sözlerle mi hitap edecekler? Biz olmuş yüzlerce katliamın üzerine "kötülemeye gerek yok" diye bilecek kadar çok hatta çok iyimseriz belki...

İl Müftüsü  İlyas Yılmaztürk’ün sözleri ise başka bir kapı açtı: “Avrupa, Bosna Hersek’te, kendi göbeğinde yaşanan katliama bile sessiz kaldı…”
Bu cümle aslında  tarihin başka bir utanç sayfasını hatırlatıyordu. Ama salonda hissedilen şuydu:

Sessizlik, başka bir sessizliği açıklayabilir… ama hiçbir zaman bir zulmü hafifletemez. Bosna’nın acısı gerçektir. Hocalı’nın acısı da öyle. Ama acılar kıyaslanarak değil, hatırlanarak anlam kazanır.

Ve belki de gecenin en sessiz ama en çarpıcı gerçeği buydu:

Bu kadar ağır bir hafızanın, bu kadar canlı bir tanıklığın paylaşıldığı bir salonda… olması gereken birçok isim yoktu!!!

Bu şehirde konserler dolup taşarken, sahneler alkışlarla yankılanırken, en sıradan etkinlikler bile kalabalıklarla yapılırken… tarihin bu kadar derin bir yarasına tanıklık eden bu programda, davet edilip geleceğini söyleyen birçok kişi yerinde yoktu.

Hem de Atatürk'ün genclere nasihatından, "Nutuk'tan" bahis edenler de yoktu... 

Acı bir gerçek var ama: "Biz gençlere tarihimizi bırakmazsak, bir gelecek  vaat  edemeyiz!" 

Siyasi parti temsilcileri, kurum başkanları, yerel yöneticiler… Saymakla bitmeyen protokol listelerimizin olduğunu biliyoruz, ama sandalyeler boştu.

Ve bu boşluk, en az anlatılanlar kadar konuşuyordu.

Çünkü bazen bir katliam sadece yaşandığı günle sınırlı kalmaz…

Unutulduğu gün yeniden başlar.

O akşam Yalova’da verilen mücadele, sadece geçmişi anlatmak değildi.  Asıl mücadele, o geçmişin görmezden gelinmesine karşıydı.
Ve evet… 

Tarihimizin unutulmaması adına verilen bu sessiz savaş, bazen en çok da sessizlikle sınanıyor.

Ama kıymetli zamanını gerçekten anlam taşıyan bir buluşmaya ayıran, kurdele kesmeyi değil, çeşitli işletme açılışlarda boy göstermeği değil; hafızaya ve vicdana eşlik etmeyi seçerek katılım sağlayan  herkese yürekten teşekkür ediyorum.

Orada bulunarak sadece bir etkinliğe değil, adalete ve insanlığa değer kattığınız için herkese insanlık  adına minnetarım!

 

 

Yazar: Ülker Fermankızı

Son haberler