Ben bu ülkede yıllardır alnının teriyle, kalemiyle ve mesleki etik ilkeleriyle görev yapan bir basın mensubuyum, bir gazeteciyim.
Bizler mesleğimiz gereği her gün toplumun, mağdurun, hakkı yenenin sesi olmaya, kamuoyunu bilgilendirmeye ve haksızlıkların karşısında durmaya çalışırız.
Ancak ne acıdır ki; mesleği toplumsal adalet için mücadele etmek olan bir gazeteci, bir kadın ve bir anne olarak bugün ben, kendi sığındığım dört duvar arasında ağır bir mobbinge, baskıya ve mağduriyete maruz kalıyorum...
Dört duvar ve bir çatı dediğimiz yer, bir insanın dünyadaki en güvenli, en huzurlu sığınağıdır!
İnsan günün yorgunluğunu o kapıdan içeri girince dışarıda bırakmak ister.
Ancak ne yazık ki bugün, parasını son kuruşuna kadar ve zamanında ödediğimiz halde kendi evimizde o huzuru bulamıyor; üstüne bir de "Camı neden silmedin" gibi abes bahanelerle kapıya dayanılmasını, komşuların önünde parmak sallanmasını ve mobbingi yaşıyoruz.
Sırf Azerbaycanlıyız diye "Ben sana merhamet ettim de evimi verdim" denilerek sığınmacı muamelesi görmeyi reddediyorum. Çünkü kardeş topraklarda bir Azerbaycan Türk'ü olmak sığınmacı olmak demek değildir; burası bizim de vatanımızdır.
Bir insan ve bir basın mensubu olarak, bu şartlarda yaşamayı ve bu haksızlıklara sessiz kalmayı kabul etmiyorum.
Kimse kimsenin kendi evi yok diye bu aşağılayıcı muameleyi hak etmiyor!
Daha iki dakika önce masanın üstünde 85 tane 200 liralık banknotu tek tek sayıp alarak altına imza atan bir ev sahibi; iki dakika sonra kapının önüne çıkıp lise çağındaki evladımın ve komşuların gözü önünde bana parmak sallayarak "Görürsün sen, camını neden silmiyorsun, burası benim evim!" diye bağıramaz!
İki yıl önce kaybettiğim rahmetli annemin hastalığını, yaşadığımız acıları ulu orta dile dolayıp "İki çocukla kaldın, annen kanser hastasıydı, ben sana merhamet ettim de evime aldım" diyerek herkesin başına gelebilecek insani acılar üzerinden kimse bana sığınmacı muamelesi yapamaz, beni mağdur edemez!
Bu merhamet değil; cebini doldurduğu kiracısının çaresizliğinden ve acısından beslenen açık bir kibir, hakaret ve psikolojik şiddettir!
Bir kadını, bir anneyi lise çağındaki evladının gözleri önünde, komşuların bakışları altında kapıya dayanarak küçük düşürmeye çalışmak ne komşuluğa, ne insanlığa ne de hukuka sığar. Bu yapılan, sırf kendi evim yok diye çocuğumun gözü önünde bana yaşatılan açık bir psikolojik şiddettir ve hiçbir anne bu muameleye sessiz kalmak zorunda değildir.
Mağdur olmak ayıp değildir! Evi olmamak ayıp değildir! Camı silememek ayıp değildir!
Asıl ayıp; alnının teriyle parasını ödeyen bir kadına, bir anneyi evladının önünde küçük düşürmeye çalışarak kabadayılık yapmaktır. Asıl ayıp; merhamet adı altında kibir satmaktır!
Asıl ayıp; "Camını neden silmiyorsun, burası benim evim!" diye bağırıp, yetmezmiş gibi "Sen görürsün!" diyerek açıkça tehditler savurmaktır!
Ben kimseden lütuf ya da sadaka istemiyorum. Alnımın teriyle, hak ettiğim gibi yaşamak; kendi paramla mobbing görmekten kurtulup evladlarımla huzurlu bir yuvaya kavuşmak istiyorum...
İşte bu yüzden, başta Sayın Yetkililerimiz olmak üzere, vicdan sahibi iş insanlarımıza ve inşaat sektörünün saygın temsilcilerine sesleniyorum:
Ben bu ülkede hem bir Azerbaycan Türk'ü hem de kaleminin namusuyla çalışan bir basın mensubu olarak sesleniyorum: Yıllardır kirasını tek bir gün bile aksatmadan ödeyen, tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren bir insanım. Kimseden lütuf, bedava ev ya da sadaka istemiyorum. Her ay bir ev sahibine kira öder gibi; kendi evimin sahibi olabilmem için bana uygun şartlarda, kira öder gibi taksitlendirilebilecek adil bir imkan ve kolaylık sağlanması adına desteğinize ihtiyacım var.
Bizi her an kapı dışı edilme korkusundan, ev sahiplerinin insafına kalmaktan ve bu psikolojik baskılardan kurtaracak; alnımızın teriyle, kiramızı öder gibi kendi yuvamızın taksitini ödememize vesile olacak duyarlı iş insanlarımızın ve inşaat firmalarımızın desteğini bekliyorum.
Bu ülkede hak da vardır, hukuk da vardır, vicdan sahibi insanlar da vardır. Sesime kulak verecek tüm kurum ve iş insanlarına bir Azerbaycanlı gazeteci olarak şimdiden şükranlarımı sunuyorum.
SAYIN VEKİLİMİZE, STK’LARA VE İŞ İNSANLARINA ÇAĞRIMDIR
Burada özellikle altını çiziyorum: BEDAVA DEĞİL!
Ben o evde başım dik, huzurla oturabilmek için her bir metrekaresini alnımın teriyle, hak ederek ve son kuruşuna kadar ödeyerek almak istiyorum. Yıllardır kirasını tek bir gün bile aksatmadan ödeyen bir insan olarak; bir ev sahibine kira öder gibi kendi yuvamın taksitini ödeyebileceğim adil bir imkan talep ediyorum.
AK Parti MKYK Üyesi, Yalova Milletvekili ve TBMM KEFEK Üyesi Sayın Meliha Akyol’a ve Kadın Hakları Savunucularına Sesleniyorum: Sayın Vekilim; bir kadın, bir anne ve Azerbaycanlı bir basın mensubu olarak lise çağındaki evladımın gözü önünde maruz kaldığım bu psikolojik şiddet, hakaret ve tehditler karşında sesime kulak vermenizi, bir anneyi ve evladını bu baskıdan kurtaracak haklı mücadelemde yanımızda durmanızı rica ediyorum.
Sivil Toplum Kuruluşlarına (STK) ve Basın Meslek Örgütlerine Sesleniyorum: Mesleği kamuoyunun sesi olmak olan bir gazetecinin kendi evinde uğradığı bu hak ihlali karşısında dayanışma göstermenizi bekliyorum.
Vicdan Sahibi İş İnsanlarına ve İnşaat Firmalarına Sesleniyorum: Bizleri ev sahiplerinin insafından, kapı dışı edilme korkusundan ve bu ağır psikolojik baskılardan kurtaracak; alnımızın teriyle, kiramızı öder gibi kendi yuvamızın taksitini ödememize vesile olacak adil bir ödeme kolaylığı desteği bekliyorum.
Son olarak; çaresizce bir çıkış yolu bulabilmek adına kendi bireysel sorunumla kamuoyunu meşgul ettiğim için, öteden beri kendi yuvam bildiğim canım kentim Yalova’nın güzel insanlarından içtenlikle özür diliyorum...
Bu ülkede hak da vardır, hukuk da vardır, vicdan sahibi devlet adamları ve hayırseverler de vardır. Sesime kulak verecek tüm makamlara, kurumlara ve iş insanlarınım bir Azerbaycanlı gazeteci olarak şimdiden şükranlarımı sunuyorum.
Yazar: Ülker Fermankızı