Bir seçim düşünün… İlk turda önde olan aday, üç tur sonunda kaybediyor. Seçimin en güçlü isimlerinden biri, 52 oy almasına rağmen yarıştan çekiliyor. Bir gecede üye yapılan 12 dernek tartışmaların odağına yerleşiyor. Ve bütün hesapları bozan bir karar, sandığın yönünü değiştiriyor. Yalova Kent Konseyi seçimleri bize yalnızca yeni başkanını değil, yerel demokrasinin nasıl bir sınavdan geçtiğini de gösterdi...
Yalova Kent Konseyi başkanlık seçimi tamamlandı. Mustafa Pehlivan, üç turluk yarışın ardından Kent Konseyi'nin yeni başkanı oldu. Ancak bu seçimin hikâyesini yalnızca kazananın adıyla açıklamak, yaşananları eksik okumak olur.
Çünkü bu seçimde sandıktan çıkan sonuç kadar, o sonuca nasıl ulaşıldığı da önemli. Hatta belki de sonuçtan çok, seçim sırasında alınan bazı kararlar üzerinde durmak gerekicek...
Mustafa Pehlivan, Vedat Babaoğlu, Nurten Anıl Kalyoncu, Ümit Cesur, Hakan Suiçmez ve Coşkun Tuncer'in aday olduğu yarış, ilk turdan itibaren farklı hesapların ve beklentilerin karşı karşıya geldiği bir mücadeleye dönüştü.
Fakat seçim günü yaşananlar, önceden hazırlanmış bütün senaryoların her zaman sandıkta karşılık bulamayacağını gösterdi!!!

12 dernek, bir gece ve demokrasi adına cevap bekleyen sorular…
Seçim öncesinde kamuoyuna yansıyan en dikkat çekici tartışmalardan biri, Kent Konseyi'ne bir gece içerisinde 12 derneğin üye yapıldığı yönündeki bilgilerdi. Üstelik bu derneklerin önemli bir bölümünün hemşehri derneklerinden oluştuğu ifade ediliyordu.
Şimdi burada durup düşünmek gerekiyor...
Kent Konseyi bir kentin ortak aklını temsil etmek için kurulmuş bir yapıysa, üyeliklerin zamanlaması, kabul kriterleri ve delege yapısına etkisi neden tartışma konusu olur?
Bir gece içerisinde gerçekleştiği belirtilen bu üyeliklerin seçim dengelerine etkisi olacak mıydı?
Belirli bir adayın seçilmesini kolaylaştırmak amacıyla mı hareket edildi?
Yoksa bunlar sadece olağan üyelik işlemleri miydi?
Seçim öncesinde böyle bir algının oluşması bile başlı başına üzerinde durulması gereken bir meseleydi...
Görüştüğümüz adayların değerlendirmelerinde de bu rahatsızlığın izlerini görmek mümkündü. Seçim sürecinde hukuka veya usule aykırı bir durum tespit edilmesi hâlinde hukuki yollara başvurulabileceği ifade ediliyordu. Çünkü demokrasi, yalnızca sandığa gidip oy kullanmak değildir. Demokrasi, sandığa giden yolun da adil olması demektir. Delegelerin iradesine saygı göstermek kadar, o iradenin oluştuğu zeminin şeffaflığını sağlamak da önemlidir.
İlk turda önde olan Vedat Babaoğlu, son turda neden kaybetti?
İlk tur sonuçları seçimdeki dengeleri açıkça ortaya koydu.
Vedat Babaoğlu 65 oyla ilk sırada yer aldı. Mustafa Pehlivan 59, Nurten Anıl Kalyoncu ise 52 oy aldı. Bu tabloya bakıldığında ikinci turda Vedat Babaoğlu'nun avantajlı olduğu düşünülebilirdi. Ümit Cesur, Hakan Suiçmez ve Coşkun Tuncer'in adaylıktan çekilmesiyle yarışın yeni bir aşamaya geçmesi bekleniyordu. Ancak bütün dengeleri değiştiren gelişme, Nurten Anıl Kalyoncu'nun kararı oldu.

52 oyla geri çekilmek: Bir koltuktan vazgeçmek mi, seçimde söz sahibi olmak mı?
İşte seçimin kırılma noktası tam olarak burasıydı. Nurten Anıl Kalyoncu, ilk turda 52 oy almıştı. Bu, küçümsenecek bir destek değildi. Üstelik kendisini ikinci turda da yarışın içinde tutabilecek güçlü bir tabana sahipti. Buna rağmen adaylığını geri çekti.
Bu karar, yalnızca bir adayın yarıştan ayrılması anlamına gelmiyordu. O ana kadar oluşturulan seçim hesaplarının yeniden yapılması demekti. Çünkü Nurten Anıl'ın çekilmesiyle birlikte, onun arkasındaki delegelerin nasıl bir tercih yapacağı sorusu ortaya çıktı. Diğer adayların çekilme kararları ve destekçilerinin yönelimiyle birlikte Mustafa Pehlivan lehine yeni bir denge oluştu.
Bir anda ilk turun lideri olan Vedat Babaoğlu'nun avantajı ortadan kalktı...
Nurten Anıl Kalyoncu’nun kararını önemli kılan nokta, yalnızca Mustafa Pehlivan’ın seçilmesine katkı sağlaması değil; asıl önemlisi, kendi adaylığını sürdürme hakkına ve imkânına sahip olduğu hâlde, seçim sürecinin seyrini değiştirecek bir karar almasıydı.
İlk bakışta bütün ihtimallerin hesaplandığı, seçim senaryolarının önceden şekillendirildiği bir yarış görüntüsü vardı. Ancak görünen o ki, Nurten Anıl’ın adaylığını geri çekerek dengeleri değiştirebileceği ihtimali kimsenin hesabında yoktu.
Burada yılların siyasi tecrübesinin ve stratejik öngörünün etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor. Seçimden yalnızca bir gün önce Kent Konseyi üyeliğine kabul edilen 12 hemşehri derneğinin, ertesi gün oy kullanma hakkı elde ederek seçim sürecine katılmasıyla oluşan yeni tablo, Nurten Anıl’ın hamlesiyle bambaşka bir seyir izledi. Anıl, adaylıktan çekilme kararıyla yalnızca kendi yarışını sonlandırmadı; seçimdeki dengeleri de değiştirdi.
Nitekim delegelerden kendisine yöneltilen, “Sizi demokrasi adına büyük bir adım atmanızdan dolayı tebrik ederiz” sözleri, bu kararın salondaki karşılığını da ortaya koyuyordu.
Anlayacağınız, Yalova Kent Konseyi seçimlerinin iki kazananı oldu. Mustafa Pehlivan başkanlığı kazandı; Nurten Anıl Kalyoncu ise makamı değil, demokratik bir tavrı ve seçim sürecine yaptığı stratejik hamleyi hafızalara kazıdı.
Çünkü bazen bir seçimde en dikkat çekici sonuç, sandıktan çıkan isimden ibaret değildir. Bazen yarıştan çekilen bir aday, yarışın bütün hikâyesini değiştirebilir.

Üç tur, değişen irade ve Mustafa Pehlivan'ın zaferi
İkinci turda Mustafa Pehlivan 110, Vedat Babaoğlu ise 77 oy aldı. Ancak gerekli 130 oy eşiğine ulaşılamadığı için seçim üçüncü tura kaldı. Üçüncü turda Mustafa Pehlivan 122 oy alarak seçimi kazandı. Vedat Babaoğlu ise 65 oyda kaldı.
İlk turda 65 oyla önde olan bir adayın son turda 65 oyda kalması, buna karşılık ikinci sıradaki adayın 59 oydan 122 oya yükselmesi, seçimdeki değişimin boyutunu anlatmaya yeter...
Bu rakamlar üzerinde uzun uzun konuşulabilir. Ancak burada asıl çıkarılması gereken sonuç: İlk turdaki üstünlük, seçim tamamlanıncaya kadar korunmuş bir üstünlük değildi. Delegelerin tercihleri, adayların tutumları ve seçim sırasında Nurten Anıl hamlesi sonucu değiştirdi.
Mustafa Pehlivan'ın başkanlığı kazanması elbette önemli...
Fakat bu başarıyı değerlendirirken seçimde oluşan yeni uzlaşma zeminini ve Nurten Anıl'ın belirleyici hamlesini de görmezden gelemeyiz.

Vedat Babaoğlu'nun tavrı: Seçim bitti, nezaket sınavı başladı...
Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Mustafa Pehlivan’ın yaptığı teşekkür konuşması da gecenin dikkat çeken anlarından birine sahne oldu.
Yeni başkan, konuşması sırasında Vedat Babaoğlu’na yürütme kurulunda yer vermek istediğini ifade etmeye hazırlanırken sözleri adeta ağzında kaldı. Çünkü Babaoğlu, teklifin dile getirilmesine dahi fırsat vermeden bu öneriyi kabul etmeyeceğini ortaya koydu.
Ancak asıl dikkat çekici olan, Babaoğlu’nun bunu yapış biçimiydi. Elinde mikrofonla konuşmasını sürdürmeye çalışan Mustafa Pehlivan’a sırtını dönerek, kendisine oy veren delegelere teşekkür etti. Ne sahneye çıktı ne de Pehlivan’ın elini sıkarak kendisini tebrik etti. Yalnızca ağız ucuyla bir tebrikte bulunmakla yetindi.
Ardından ekibiyle birlikte salonu terk etti. Ortaya çıkan görüntü, ister istemez Kurtlar Vadisi sahnelerini hatırlattı. Adeta bir film karesini andıran bu ayrılış, seçim sonrasının en çok konuşulacak anlarından biri olmaya adaydı.
Elbette bir adayın seçimi kaybettikten sonra nasıl bir tutum sergileyeceği kendi tercihidir. Ancak Kent Konseyi gibi uzlaşma kültürünün temsil edilmesi gereken bir kurumda, seçim sonrasında birlik ve beraberlik mesajı vermek de kurumsal sorum adına adayların birbirine sırt çevirdiği bir yapı olmamalıdır.
Burada kazanan veya kaybeden adaylardan önce, Yalova'nın ortak menfaatleri gelmelidir! Ama görünenle talafuz edilen çoğu zaman çelişdiği gibi bi defa da çelişmiş oldu...
Görünen o ki, sandık sonuçlanmış, başkan belli olmuştu; ancak seçim rekabetinin salondaki yansımaları henüz sona ermemiş.
DEVİR TESLİM Mİ, YOKSA MESULİYETTEN KAÇIŞ MI?
Seçimin bir diğer düşündürücü tarafı ise mevcut yönetimin görevi devretme biçimiydi…
Vallahi Hoca Efendi'nin dediği gibi, Tarih-i Nadiri'yi yarısına kadar okudum, böyle bir devir teslim görmedim! Ne hizmeti hizmetti ne de teslimi teslim…
Yedinci dönem Kent Konseyi Başkanı Kenan Engin'in seçim toplantısında bulunmaması ve görev süresine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yapmaması önemli bir eksiklik olarak öne çıktı. Önce yurt dışında olduğu, ardından Almanya'da bulunduğu, sonrasında ise vizesinin dahi olmadığı yönünde farklı bilgiler gündeme geldi. Birbiriyle çelişen bu anlatımlar, ister istemez asıl meselenin nerede bulunulduğundan çok, MESULİYET meselesi olduğunu düşündürdü.
Ancak asıl mesele, Kenan Engin'in nerede olduğundan çok daha büyüktü.
Çünkü bir başkanın görevi yalnızca seçilmekle başlamaz; hesap verebilirlikle tamamlanır. Yedinci dönemini geride bırakan bir Kent Konseyi yönetiminin ardından kamuoyunun beklediği şey aslında son derece basitti:
-
Neler yapıldı?
-
Hangi projeler hayata geçirildi?
-
Hangi çalışmalar sonuçlandırıldı?
-
Hangi vaatler yerine getirilemedi?
-
Kent Konseyi'nin Yalova'ya somut katkısı ne oldu?
Kendilerini seçen delegelere teşekkür edilmesi, birlikte çalışılan yürütme kurulu üyelerinin anılması ve görev süresinin kurumsal bir değerlendirmeyle tamamlanması gerekirdi. Bu, yalnızca bir nezaket meselesi değil, kurumsal sorumluluğun gereğiydi.
Başkan Yardımcısı Sibel Beyosmanoğlu'nun konuşmasında da bu soruların hiçbirine yanıt bulamadık. Aksine, Belediye Başkanı Mehmet Gürel'in Kent Konseyi'nin işleyişine ilişkin sözlerini tek cümleyle desteklemesi dikkat çekti.
Sibel Beyosmanoğlu faaliyet raporunu neden okumadı?
Yedinci dönem yönetiminin başkan yardımcısı olarak söz alan Beyosmanoğlu'ndan, görev süresince gerçekleştirilen çalışmaları, hayata geçirilen projeleri ve sonuçlandırılamayan faaliyetleri delegelere aktarması beklenirdi. Ancak konuşmasında kapsamlı bir faaliyet raporu sunulmadı. Bunun yerine teşekkür ve kısa değerlendirmelerle yetinildi.
Oysa faaliyet raporu, yalnızca yapılan işlerin sıralandığı bir belge değildir; bir yönetimin kendi dönemine tuttuğu aynadır. Nelerin başarıldığını, nelerin yarım kaldığını, hangi vaatlerin yerine getirildiğini ve hangilerinin gerçekleştirilemediğini ortaya koyar...
Yedinci dönem yönetiminin delegelere anlatacağı bir faaliyet raporu mu yoktu, yoksa bu raporun okunması mı tercih edilmedi?
Bence bu sorunun yanıtı kamuoyunu aydınlatmak açısından önem taşıyor. Çünkü devir teslim, yalnızca anahtarı yeni başkana vermek değil, geçmiş dönemin hesabını da şeffaf biçimde ortaya koymak demektir.
Adayların konuşmalarının ardından yeniden sahneye çıkan Beyosmanoğlu, mikrofonu alarak teşekkür etmeyi unuttuğunu ifade etti. Bu kez Kent Konseyi basın biriminden Kadın Meclisi'ne kadar pek çok kişiye teşekkür etti; ancak Kenan Engin'in adını dahi anmadı.
İnsan ister istemez soruyor: Bir teşekkür unutuluyorsa, sonradan yapılan bu teşekkür kime ve neye yarar?
Bütün bunların yanında, yedinci dönemin faaliyetleri, projeleri ve somut çalışmaları hakkında beklenen kapsamlı açıklama yine gelmedi. Oysa bir yönetimin en önemli sorumluluklarından biri, kendisinden sonra gelenlere yalnızca bir makam değil, hesap verebilir bir kurumsal hafıza bırakmaktır. Görev süresi biter, başkan değişir, yönetimler yenilenir. Ancak kurumsal sorumluluk, görev değişikliğiyle ortadan kalkmaz.
Kent Konseyi bir kişinin makamı değil, kentin ortak aklının temsil edildiği bir yapıdır. Dolayısıyla orada bırakılması gereken şey kişisel izler değil, yapılan hizmetlerin hesabı ve gelecek yönetime devredilecek kurumsal bir mirastır.
Acaba Kent Konseyi'nin geçmişi anlatılmadan geleceği nasıl şekillendirilecek?
Bu sorunun cevabı bana göre hâlâ askıda...

NURTEN ANIL KALYONCU'NUN İKİ GOLÜ: BİRİ GEÇMİŞE, DİĞERİ SEÇİM TARİHİNE…
Nurten Anıl Kalyoncu'nun seçimdeki iki hamlesi dikkat çekiciydi. Diğer adaylar gelecek projelerini ve vaatlerini anlatırken o, geçmişte gerçekleştirdiği çalışmaları ortaya koydu. Yani 7. dönem Kent Konseyi faaliyet raporu ortada yok iken, sıl faaaliyet raporunu Nurten Anıl okudu ve vaatlerden önce hizmetlerini konuşturdu...
İkinci hamlesi ise 52 oy almışken adaylıktan çekilmesiydi. Kendi adaylığını sürdürme imkânı varken aldığı bu karar, seçim dengelerini değiştirdi ve Mustafa Pehlivan'ın önünü açtı. Böylece seçimde yalnızca adayların vaatleri değil, aldıkları stratejik kararlar da belirleyici oldu.
ŞİMDİ MUSTAFA PEHLİVAN'IN SINAVI BAŞLIYOR!
Mustafa Pehlivan artık yalnızca kendisine oy verenlerin değil, bütün delegelerin ve Yalova'nın Kent Konseyi Başkanı. Vedat Babaoğlu, Nurten Anıl Kalyoncu, Ümit Cesur, Hakan Suiçmez ve Coşkun Tuncer'i destekleyenlerin de bu yapıda kendilerine yer bulabilmesi gerekiyor.
Özellikle 12 hemşehri derneğinin üyeliği, delege yapısı ve oy kullanma yetkisi üzerinden gündeme gelen tartışmaların açıklığa kavuşturulması, yeni yönetimin öncelikleri arasında olmalı!!!
Bu konu hiç bir şekilde askıya alınmamalıdır!
Çünkü Kent Konseyi bir grubun, bir siyasi anlayışın veya kişisel beklentilerin temsil makamı değil; kentin ortak aklının buluşma noktasıdır. Pehlivan'ın önündeki asıl görev, seçimde oluşan farklılıkları geride bırakarak bu ortak zemini kurabilmektir.
En önemlisi de Mustafa Pehlivan'ın yarın bir gün görevi devrederken bugün eleştirdiğimiz eksiklikleri tekrarlamamasıdır. Teşekkürü unutmamak, birlikte yol yürüdüğü insanları anmak ve görev süresini somut çalışmalarla taçlandırmak gerekir.
Çünkü bütün günü kurdele keserek geçirmek, faaliyet raporunu doldurmaya yetmez!
Bir başkanın başarısı kaç açılışa katıldığıyla değil, kent adına geride ne bıraktığıyla ölçülür. Unutulmamalıdır ki makamlar geçici, yapılan hizmetler ve verilebilen hesap ise kalıcıdır.
Yazar: Ülker Fermankızı