DOLAR
49,29 ₺
EURO
55,29 ₺
STERLİN
65,34 ₺
ALTIN
2.580,00 ₺
BITCOIN
93.500 ₺
FAİZ
50,00%
Gündem Politika Ekonomi Analiz Dünya Röportaj Spor Türk Dunyası Yalova Haber
Menü
Dil
Türkçe İngilizce

YALOVA’DA DEPREM ETKİSİ! BÜYÜKGÜMÜŞ’TEN ARMUTLU’YA 'DESTUR' MESAJI!

AHMET CİN’DEN ARMUTLU’DA EV SAHİBİNE NEZAKET EKSİKLİĞİ!

|

10 Ekim’de Armutlu’da düzenlenen AK Parti Pendik İlçe Teşkilatı kampında Pendik Belediye Başkanı Ahmet Cin’in hizmetleri anlatıldı, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Büyükgümüş’ten övgüler geldi. Ancak programın ev sahibi Armutlu Belediye Başkanı Cengiz Arslan’ın konuşmacılar arasında yer almaması ve Ahmet Cin’in ev sahipliği için teşekkür etmemesi, siyasi nezaket ve teşkilat içindeki temsil anlayışını tartışmaya açtı.

Bir ilçeye misafir olmak, o ilçenin ev sahibini hatırlama sorumluluğunu ortadan kaldırır mı? Hizmetlerden söz edilirken, o programa ev sahipliği yapan belediye başkanına teşekkür etmeyi es geçmek nasıl bir siyasi nezaket anlayışıyla açıklanabilir?

10 Ekim’de Yalova’nın Armutlu ilçesindeki İhlas Armutlu Tatil Köyü’nde gerçekleştirilen AK Parti Pendik İlçe Teşkilatı kampı, bu soruları gündeme getirdi.

AK Parti Yalova teşkilatı ve basın kanalı üzerinden bilgilendirildiğimiz programı takip etmek üzere Armutlu’ya gittik. Toplantıda Pendik İlçe Başkanı, Pendik Belediye Başkanı Ahmet Cin ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş konuştu. Programda ev sahibi Armutlu Belediye Başkanı Cengiz Arslan da hazır bulundu. Ancak Arslan konuşmacılar arasında yer almadı.

Üstelik Pendik Belediye Başkanı Ahmet Cin, konuşmasında kendi belediyesinin hizmetlerini anlatırken programın Armutlu’da gerçekleştirilmesine ev sahipliği yapan Cengiz Arslan’a teşekkür etmedi.

Burada mesele, Pendik’in hizmetlerinin anlatılması veya bu hizmetlerin takdir edilmesi değil. Elbette her belediye başkanı kendi çalışmalarını anlatabilir, başka yöneticiler de bu çalışmaları değerlendirebilir. Asıl mesele, bir ilçenin ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda o ilçenin belediye başkanının söz hakkı bulamaması ve ev sahipliğinin konuşmalarda görünür biçimde karşılık bulmamasıdır.

AHMET CİN’DEN ARMUTLU’DA EV SAHİBİNE NEZAKET EKSİKLİĞİ!

Pendik’in hizmetlerini anlattı, övgüler aldı; peki kendisini ağırlayan Armutlu’nun belediye başkanına teşekkür etmek neden aklına gelmedi?

Bir ilçeye misafir olacaksınız, o ilçenin ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda kendi belediyenizin hizmetlerini anlatacaksınız, çalışmalarınız için övgüler alacaksınız; ancak sizi ağırlayan belediye başkanına bir teşekkür cümlesi bile kurmayacaksınız…

İşte Armutlu’daki programın en çok sorgulanması gereken yönü tam da bu.

Pendik Belediye Başkanı Ahmet Cin’in konuşmasında Armutlu Belediye Başkanı Cengiz Arslan’a ev sahipliği için teşekkür etmemesi, siyasi nezaket açısından dikkat çeken bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Üstelik mesele yalnızca bir teşekkür cümlesinden ibaret değil. Toplantının ev sahibi olan Arslan’ın konuşmacılar arasında yer almaması da bu tabloya eklendiğinde, Armutlu’nun ev sahipliği yaptığı bir programda kendi belediye başkanının neden geri planda kaldığı sorusu kaçınılmaz hâle geliyor.

Kimse Ahmet Cin’in Pendik’te yaptığı hizmetleri anlatmasına itiraz etmiyor. Ancak başka bir ilçede ağırlanırken ev sahibini anmak, onun emeğini teslim etmek ve teşekkür etmek de siyasi temsilin doğal bir parçasıdır. Bunun için uzun bir konuşmaya, özel bir protokole ya da siyasi bir jeste gerek yoktu. Birkaç samimi cümle yeterliydi.

Bir belediye başkanı başka bir ilçeye misafir olduğunda, o ilçenin ev sahibini anmak siyasi nezaketin temel bir gereğidir.

Bu, bir siyasi lütuf değil; karşılıklı saygının ve kurumsal ilişkilerin doğal sonucudur.

Göründüğü gibi hizmet anlayışı yalnızca yapılan işleri anlatmakla değil, o hizmetlerin gerçekleştiği ortamda insanlara ve kurumlara gösterilen saygıyla da ölçülür.

Ahmet Cin, ev sahibi Cengiz Arslan’a teşekkür konuşmasında yer vermemiş olabilir. Ancak “Armutlu bizim için önemli; bugün burada bulunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Armutlu’da yapılan çalışmaları görmek de bizi memnun ediyor” gibi birkaç cümleyle hem ilçeye hem  ev sahibi belediye başkanına hem de salonu dolduran Armutlu halkına zarif bir jest yapabilirdi.

Bir teşkilat değerlendirme toplantısında böylesi bir ifade, kimsenin hizmetinden bir şey eksiltmezdi. Aksine, siyasi nezaketi, karşılıklı saygıyı ve teşkilat içindeki dayanışmayı güçlendirirdi. Ama ne hikmet ise Ahmet Cin’in Armutlu’daki konuşmasında bu inceliği göremedik.

Siyasette nezaket, yalnızca kürsüde söylenen sözlerle değil, başkalarına gösterilen değerle de ölçülür. Ev sahibine teşekkür etmek bir lütuf değil, karşılıklı saygının gereğidir. Çünkü bir ilçede misafir olmak, o ilçenin temsilcilerini görmezden gelme hakkı vermez.

PENDİK’İN HİZMETLERİ ÖN PLANDA, ARMUTLU’NUN TEMSİLİ NEREDE?

Ahmet Cin’in konuşmasında Pendik’te yürütülen belediye hizmetleri öne çıktı. Ahmet Büyükgümüş de Cin’in çalışmalarını takdir eden ifadeler kullandı. Böylece toplantının ağırlık merkezi Pendik’in hizmetleri oldu.

Peki, aynı toplantının düzenlendiği Armutlu’nun hizmetleri, ev sahibi belediyenin çalışmaları ve ilçenin temsilcisi neden programın konuşma bölümünde yer bulmadı?

Bir belediye başkanının başka bir ilçede düzenlenen toplantıya katılması, o ilçenin ev sahibini anma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksine, ev sahibine teşekkür etmek, siyasi nezaketin en temel ve en kolay yerine getirilebilecek gereğidir.

Ahmet Cin’in birkaç cümleyle, “Armutlu bizim için önemli. Bugün burada bulunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Armutlu’da yapılan çalışmaları görmek de bizi memnun ediyor” demesi, ne Pendik’in hizmetlerinden bir şey eksiltirdi ne de kendi siyasi konumuna zarar verirdi. Tam tersine, ev sahibi belediye başkanına ve ilçeye duyulan saygıyı gösterirdi.

Ancak bu inceliği göremedik.

Çünkü siyaset yalnızca hizmetleri anlatmak değil, başkalarının emeğini de teslim edebilmektir. Hizmet anlayışı nezaketten başlar. Misafir olduğun yerde ev sahibini takdir etmek, anlatılan hizmetler kadar değerlidir.

Armutlu Belediye Başkanı Cengiz Arslan ile AK Parti Armutlu İlçe Başkanı’nın toplantıdaki konumu da ayrıca dikkat çekiciydi. Kendi ilçelerinde gerçekleştirilen programda, ev sahibi sıfatıyla toplantının merkezinde bulunmaları ve protokol düzeninde temsil edilmeleri beklenirken, ortaya çıkan görüntü onların adeta kendi evlerindeki bir davete komşu olarak katılmış ve kenardan izlemekle yetinmiş kişiler gibi algılanmasına yol açtı.

Pendik Belediye Başkanı’nın programdaki görünürlüğü ile Armutlu’nun ev sahibi yöneticilerinin konumu arasındaki bu fark, teşkilat içindeki temsil ve siyasi nezaket bakımından soru işaretleri doğurdu.

Ev sahibinin kendi evinde misafir gibi kalması, hangi hizmet anlayışıyla açıklanabilir?

Bir ilçede toplantı düzenlemek, yalnızca o ilçenin mekânından yararlanmak değildir. O ilçenin yöneticilerine, teşkilatına, emeğine ve temsil sorumluluğuna da gereken değeri vermektir.

Bir gemi düşünün, pusulası olmasa, nerden geldiğini, hangi istikamete gittiğini bilmese hangi rüzgar, hangi kuvvet olursa olsun ona yardımcı olamaz!

BÜYÜKGÜMÜŞ’ÜN “PUSULASINI KAYBEDEN GEMİ” MESAJI KİMEYDİ?

Ahmet Büyükgümüş’ün konuşmasında kullandığı bir benzetme ise toplantının siyasi açıdan en dikkat çekici ifadelerinden biriydi:

“Bir gemi düşünün, pusulası olmasa, nereden geldiğini, hangi istikamete gittiğini bilmese, hangi rüzgâr, hangi kuvvet olursa olsun ona yardımcı olamaz!”

Bu söz, sıradan bir teşkilat tavsiyesinden çok daha fazlasını anlatıyor. Pusula, yönü ve hedefi; rüzgâr ise bir siyasi hareketin sahip olduğu imkânları, desteği ve gücü temsil ediyor. Büyükgümüş’ün verdiği mesaj açık: Yönünü bilmeyen, nereden geldiğini ve nereye gittiğini unutan bir yapıya hiçbir dış destek, hiçbir siyasi güç tek başına fayda sağlayamaz.

Peki, bu sözler neden Armutlu’daki toplantıda dikkat çekti?

Aynı konuşmada Büyükgümüş, makamların kişisel beklentiler için değil, ortak dava için kullanılması gerektiğini, teşkilatın istişare ve ortak ruhla hareket etmesinin önemini de vurguladı. Bu ifadeler birlikte değerlendirildiğinde, teşkilat mensuplarına kendi amaçlarını, sorumluluklarını ve siyasi istikametlerini yeniden gözden geçirmeleri yönünde güçlü bir mesaj verildiğini anlamak mümkün. 

Ancak toplantının ortaya çıkardığı tablo da ayrıca düşünülmeye değer. Pendik Belediye Başkanı Ahmet Cin’in hizmetleri öne çıkarılırken, programın ev sahibi Armutlu Belediye Başkanı Cengiz Arslan’ın konuşmacılar arasında yer almaması ve ev sahipliğinin teşekkürle anılmaması, ortak ruh ve teşkilat dayanışması söylemiyle yan yana geldiğinde soru işaretleri doğuruyor.

İşte tam bu noktada şu soru kaçınılmaz hâle geliyor: Büyükgümüş’ün pusula benzetmesi yalnızca genel bir dava bilinci çağrısı mıydı, yoksa teşkilat mensuplarına yönlerini, durdukları yeri ve sorumluluklarını yeniden hatırlatan daha derin bir mesaj mı taşıyordu?

Bu sözlerin doğrudan Cengiz Arslan’a veya başka bir kişiye yönelik olduğunu doğrudan  söyleyemem ama, toplantının bütünü içinde değerlendirildiğinde, makamların ötesinde ortak hedefe bağlılık, teşkilat içindeki uyum ve siyasi sorumluluk konularını yeniden gündeme taşıdığı aşikardır.

Çünkü bir geminin gücü yalnızca rüzgârından değil, yönünü tayin eden pusulasından gelir. Siyasette de mesele yalnızca sahip olunan imkânlar değil, o imkânların hangi amaç uğruna kullanıldığıdır...

BÜYÜKGÜMÜŞ’ÜN “MAKAM” VURGUSU: KİŞİSEL İKTİDAR MI, ORTAK DAVA MI?

Toplantının siyasi açıdan üzerinde durulması gereken bir başka boyutu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş’ün konuşmasındaki makam, dava bilinci ve ortak ruh vurgusuydu.

Büyükgümüş, teşkilat çalışmalarının yalnızca toplantılar, ziyaretler, saha faaliyetleri ve seçim hazırlıklarından ibaret olmadığını; bütün bunların hangi amaçla yapıldığının da sürekli hatırlanması gerektiğini belirtti. Ortak ruhun, istişarenin ve samimiyetin önemini vurguladı.

Konuşmasında şu ifadeyi kullandı: “Bir makam işgal ettiğim için bu söyleyeceğim ne olur bir siyasi laf olarak anlaşılmasın. Benim kalbimden sizlerin kalbine tesir eden bir cümleye dönüşsün.”

Bu söz, konuşmacının söyleyeceklerini sıradan bir siyasi mesaj olarak değil, teşkilat mensuplarının ortak değerlerine yönelik samimi bir çağrı olarak dinletmek istediğini gösteriyordu.

Büyükgümüş ardından AK Parti’nin kişilerin belirli makamlara gelmesi için kurulmuş bir hareket olmadığını ifade ederek şöyle dedi:

“AK Partimiz kesinlikle ama kesinlikle aramızdan bazılarının belediye başkanı olsun, milletvekili olsun, bakan olsun, şu mevkiye gelsin diye yola çıkmış bir siyasi hareket değildir.”

Bu cümlenin temel mesajı açıktı: Siyasetin amacı kişisel makam kazanmak değil, ortak bir siyasi ideal doğrultusunda çalışmaktı.

Büyükgümüş bu düşüncesini Türkiye’nin geleceğine ilişkin hedeflerle de ilişkilendirdi: “Yaptığımız her hizmette, ifa ettiğimiz her görevde bizim için esas olan büyük ve güçlü Türkiye idealine hizmet etmektir.”

Peki, bu mesajlar Armutlu’daki toplantı bağlamında nasıl okunmalı?

Bir tarafta makamların kişisel hedefler için değil, ortak dava için kullanılması gerektiğini vurgulayan bir konuşma; diğer tarafta ise ev sahibi belediye başkanının konuşmacılar arasında bulunmadığı, ev sahipliğinin teşekkürle anılmadığı bir program vardı.

Bu iki tablo yan yana geldiğinde, ister istemez şu soru ortaya çıkıyor: Ortak dava bilinci yalnızca kürsüden dile getirilen sözlerle mi ölçülür, yoksa teşkilatın her kademesine gösterilen değerle mi?

Büyükgümüş’ün bu sözleri doğrudan Cengiz Arslan’a yönelik bir mesaj olarak söylediğini gösteren kesin bir kanıt bulunmasa da,  dolayısıyla konuşmanın Arslan’a özel bir uyarı olduğu iddiasını gözler önüne seriyor. Bununla birlikte, toplantının akışı ve ortaya çıkan temsil tablosu, sözlerin siyasi açıdan nasıl algılandığını tartışmaya değer kılıyor.

Makamın kişisel bir üstünlük değil, hizmet sorumluluğu olduğu söyleniyorsa, bu sorumluluk yalnızca kürsüde konuşanlar için değil, teşkilatın bütün kademeleri için geçerli olmalıdır.

“ORTAK RUH” VE “İSTİŞARE” SÖZDE KALMAMALI

Büyükgümüş’ün konuşmasında özellikle dikkat çeken bir başka ifade de şuydu: “Her toplantımızda istişareyle, ortak bir ruhla çalıştığımız inancını pekiştirmezsek, o faaliyetimiz eksik kalır.”

Bu cümle, teşkilat çalışmalarının yalnızca biçimsel toplantılar düzenlemekten ibaret olmadığını anlatıyor. İstişare, ortak akıl ve dayanışma, bir siyasi yapının kendi içindeki ilişkilerini de belirlemeli.

O hâlde bu ilkeleri yalnızca konuşma metinlerinde aramak yeterli mi?

Ev sahibi belediye başkanının söz hakkı bulamadığı, ev sahipliğinin teşekkürle anılmadığı bir toplantıda ortak ruhun nasıl temsil edildiği de sorgulanmalı değil mi?

Burada eleştirimiz, Büyükgümüş’ün sözlerinin yanlış olduğu değil; aksine, bu sözlerin ortaya koyduğu ilkelerin uygulamada da karşılık bulması gerektiğidir.

Bir ilçenin belediye başkanına söz verilmesi, ev sahibine teşekkür edilmesi ve yerel teşkilatın temsil sorumluluğunun gözetilmesi, kimsenin siyasi ağırlığını azaltmaz. Bunlar, ortak dava iddiasını güçlendiren davranışlardır. 

Misafirin hizmetini övmekle ev sahibine saygı göstermek birbirine rakip değildir.  Birini yaparken diğerini ihmal etmek zorunluluğu hiç değildir.

DERS VEREN DE BELLİYDİ, DERS ALAN DA MI?

Ahmet Cin’in ev sahibine teşekkür etmemesi ve Cengiz Arslan’ın konuşmacılar arasında yer almaması, doğrudan gözlemlenebilen konulardır. Bunların ötesinde, Arslan’ın parti yönetimi tarafından gözden çıkarıldığı veya Büyükgümüş’ün kendisine özel bir mesaj verdiği sonucuna varmak mümkün olsa da, söylenen sözlerle ortaya çıkan tablo arasındaki ilişkiyi sorgulamak da gazeteciliğin bir parçasıdır. 

Büyükgümüş, siyasetin kişisel makamlar için yapılmaması gerektiğini anlatırken ortak ruhu, istişareyi ve dava bilincini öne çıkardı. Programın akışı ise ev sahibi belediye başkanının temsili ve siyasi nezaket konusunda farklı bir tartışmayı beraberinde getirdi.

Bu nedenle mesele, kimin kime ders verdiğini kesin bir dille ilan etmekten ziyade, konuşmadaki ilkelerin toplantının pratiğinde ne ölçüde karşılık bulduğunu sorgulatıyor aslında...

Yine de şu soruyu sormadan geçemiyorum: Kürsüde ortak dava bilinci anlatılırken, aynı davanın yereldeki, ev sahibi niteliğinde olan temsilcilerine gereken değer gösterildi  mi?

Çünkü siyasi nezaket, yalnızca protokol kurallarına uymak değildir. Karşındakinin emeğini tanımak, görevini ve temsil ettiği kurumu önemsemek, başarıyı paylaşırken ev sahibini unutmamaktır.

Armutlu’daki toplantıda Pendik’in hizmetleri anlatıldı, Ahmet Cin’in çalışmaları öne çıkarıldı ve büyük ve güçlü Türkiye idealinden söz edildi. Ancak bütün bunların gerçekleştiği ilçenin ev sahibine bir teşekkür çok görüldü...

Siyasette bazen söylenen sözler kadar, söylenmeyen birkaç cümle de çok şey anlatır.

Ahmet Cin’in Armutlu’ya ve ev sahibi Cengiz Arslan’a teşekkür etmesi, Pendik’in hizmetlerine gölge düşürmezdi. Cengiz Arslan’a söz verilmesi de toplantının amacını değiştirmezdi. Aksine, ortak çalışma ve teşkilat dayanışması mesajını güçlendirirdi.

Büyükgümüş’ün konuşmasında dile getirdiği ortak ruh, istişare ve makam sorumluluğu ilkeleri de tam olarak böyle anlarda anlam kazanır. Çünkü hizmet, yalnızca yapılan projelerle değil; emeğe gösterilen saygı, kurulan ilişkiler ve siyasi nezaketle de ölçülür.

Biliyormusunuz, Armutlu’da asıl tartışılması gereken, kürsüden anlatılan ideal ile salonda ortaya çıkan temsil tablosu arasındaki mesafedir.

KÜRSÜDEN “ESNAFI ZİYARET EDİN” TAVSİYESİ, SAHADA İSE ELEKTRİK KESİNTİSİ VE GEÇİM SIKINTISI!

Ahmet Büyükgümüş konuşmasında teşkilat mensuplarına esnaf ziyaretleri yapmaları yönünde tavsiyede bulununca, kendi kendime, “Vekili mi kıracağım, hadi gidelim” dedim ve toplantıdan çıkar çıkmaz ilk esnaf ziyaretimi gerçekleştirdim.

Ancak kürsüden verilen tavsiyenin sahadaki karşılığı, anlatılanlardan çok daha çarpıcıydı.

Kameramıza konuşan esnaf, ekonomide yaşadığı zorlukları, günlük ve yıllık zararını anlattı. Vergilerin ve zamların artmasına rağmen geçen yıl elde ettiği kazancın üzerine çıkamadığını, bunun da kendisini ciddi kayba uğrattığını ifade etti. Yani rakamlar kâğıt üzerinde değişse de esnafın cebinde aynı iyileşme yaşanmıyordu.

Üstelik sorun yalnızca ekonomiyle sınırlı değildi. Elektriklerin sık sık kesildiğini anlatan esnaf, tam da kameramıza konuştuğu sırada bir kez daha elektrik kesintisi yaşadı. Şikâyetini anlatırken elektriğin yeniden kesilmesi, yaşanan sorunu adeta gözlerimizin önünde ortaya koydu.

Armutlu’da esnafın gündeminde yalnızca satışlar, vergiler ve zamlar yoktu. İlçenin kanalizasyon sorunları da dile getirildi. Böylece bir esnaf ziyaretinde, yerel altyapıdan ekonomik darboğaza kadar vatandaşın günlük hayatını doğrudan etkileyen bir dizi sorunla karşılaştık.

Ahmet Büyükgümüş’ün esnaf ziyareti tavsiyesini yerine getirdik. Peki, asıl mesele ziyaretin yapılmış olması mı, yoksa ziyaret sırasında anlatılanların gerçekten duyulması mıdır ona karar vermedim...

Çünkü esnafın kapısını çalmak başka, esnafın derdini anlamak başkadır.

 Teşkilat toplantılarında vatandaşla buluşmanın önemini anlatmak elbette değerlidir.  Ancak o buluşmalarda duyulan ekonomik sıkıntıların, elektrik kesintilerinin ve altyapı sorunlarının çözüm için nasıl değerlendirileceği de en az ziyaretin kendisi kadar önemlidir.

Kısacası, Armutlu’da kürsüden esnaf ziyareti tavsiyesi verildi; biz de sahaya çıktık.  Karşımıza çıkan tablo ise hem esnafın anlatacak çok şeyi olduğunu, çözüm bekleyen sorunlarının da rafta toz aldığını gösterdi...

https://www.youtube.com/watch?v=Fwb4ez0yLuc

 

 

Yazar: Ülker Fermankızı

Son haberler