DOLAR
49,29 ₺
EURO
55,14 ₺
STERLİN
65,16 ₺
ALTIN
2.580,00 ₺
BITCOIN
93.500 ₺
FAİZ
50,00%
Gündem Politika Ekonomi Analiz Dünya Röportaj Spor Türk Dunyası Yalova Haber
Menü
Dil
Türkçe İngilizce

Fon krizinde kritik soru: “Her şey açığa çıkacak” denirken Meclis neden araştırmadı?

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, TBMM’den yaptığı canlı yayında fon krizine ilişkin sert açıklamalarda bulundu. Adıgüzel, 455 bin yatırımcının mağdur…

|

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, TBMM’den yaptığı canlı yayında fon krizine ilişkin sert açıklamalarda bulundu. Adıgüzel, 455 bin yatırımcının mağdur olduğunu savunurken, kamuoyunda 850 milyar liraya ulaşan kayıplardan söz edildiğini ileri sürdü. Meclis’teki araştırma önergelerinin görüşülmesi sırasında yaşanan karar yeter sayısı tartışmasını da gündeme taşıdı.

Türkiye'de yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon krizinde gözler bir yandan yargı ve Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) yürüttüğü sürece, diğer yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki siyasi tartışmalara çevrildi.

SPK'nın 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi. SPK, 23 Eylül'de yaptığı açıklamada söz konusu fonlarda Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına göre 455 bin 758 tekil yatırımcının bulunduğunu açıkladı.

Tasfiye kapsamındaki fonlarla ilgili süreçte Tera Portföy, Pusula Portföy, Atlas Portföy ve Hedef Portföy'e ait fonlar için özel ara ödeme usulü de getirildi. SPK'nın 1 Ekim tarihli düzenlemesine göre yatırımcılara, nihai tasfiye sonucunda hak edecekleri tutardan mahsup edilmek üzere, her fon için en fazla 1 milyon TL ara ödeme yapılabilecek. Bu rakam yatırımcının kesin olarak yalnızca 1 milyon TL alacağı anlamına gelmiyor; nihai hak sahipliği tasfiye sonunda belirlenecek.

 

Dolayısıyla bugün itibarıyla “455 bin yatırımcının parasının tamamı kayboldu” veya “800 milyar TL çalındı” demek mümkün değil. Çünkü fonların hangi varlıklara sahip olduğu, bu varlıkların gerçek değeri ve tasfiye sonunda yatırımcıların ne kadarına ulaşabileceği sürecin sonucunda netleşecek.

Ancak krizin büyüklüğü tartışmasız: Yüz binlerce yatırımcı, 131 fon ve milyarlarca liralık varlık söz konusu.

Kriz, 6 Ekim'de TBMM Genel Kurulu'na da taşındı.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki konuşmasında Adıgüzel, fon krizinin kamuoyunda geniş şekilde tartışılmasına karşın Meclis’te aynı ölçüde ele alınamadığını savundu.

Adıgüzel, muhalefet partilerinin fon krizinin nedenlerinin, sorumlularının ve ortaya çıkan mağduriyetlerin araştırılması amacıyla önergeler verdiğini belirterek, AK Parti milletvekillerinin karar yeter sayısı istemesi sonrasında yeterli sayıya ulaşılamaması nedeniyle Genel Kurul’un kapandığını söyledi.

Bu olay, muhalefet tarafından parlamenter denetimin engellendiği yönünde eleştirilirken, iktidar cephesinden ise fon krizinin adli ve idari kurumlar tarafından zaten kapsamlı biçimde soruşturulduğu belirtiliyor.

Adıgüzel’den “850 milyar lira” iddiası

Adıgüzel konuşmasında, kamuoyunda fon krizi nedeniyle yaklaşık 850 milyar liralık bir kayıptan söz edildiğini ileri sürdü. Ayrıca borsadaki kayıplarla birlikte rakamın çok daha yüksek seviyelere çıktığının bazı çevrelerce dile getirildiğini söyledi.

Ancak burada kritik bir ayrım bulunuyor:

850 milyar lira rakamı, şu aşamada SPK tarafından “çalınan para” veya kesinleşmiş yatırımcı zararı olarak açıklanmış resmi bir tutar değil.

Dolayısıyla bu rakamın haberlerde Adıgüzel’in ve kamuoyundaki bazı siyasi değerlendirmelerin dayandırdığı bir iddia olarak aktarılması gerekiyor.

Resmi verilere göre ise SPK, 17 Eylül 2026 tarihli kararlarla 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi ve bu fonlarda 455 bin 758 benzersiz yatırımcı bulunduğunu açıkladı.

455 bin yatırımcı ve 1 milyon liralık ara ödeme

Krizde yatırımcıların zararlarının nasıl karşılanacağı da tartışmanın en önemli başlıklarından biri.

SPK’nın açıklanan ara ödeme mekanizmasına göre, tasfiye kapsamındaki fonlarda yatırımcılara fonların kendi kaynakları üzerinden ödeme yapılması esas alınırken, olağanüstü tasfiye koşullarındaki fonlarda yatırımcı başına, fon başına 1 milyon TL’ye kadar ara ödeme yapılması planlanıyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da 7 Ekim’de TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı açıklamada, yatırımcıların haklarının öncelikle ilgili fonların kendi kaynaklarından karşılanacağını, Hazine kaynağının kullanılmayacağını söyledi. Yılmaz ayrıca haksız gelir elde edenlerden geri alınacak varlıkların ve sistem dışına çıkarılan malların satışından elde edilecek kaynakların da tasfiye sürecinde kullanılacağını belirtti.

İktidar: “Sistemik risk yok”

İktidar cephesi ise yaşananların Türkiye finansal sisteminin tamamına mal edilmemesi gerektiğini savunuyor.

AK Parti adına TBMM Genel Kurulu’nda konuşan Cüneyt Yüksel, tasfiye halindeki fonların toplam portföy değerinin hane halkının finansal varlıklarının yüzde 2,4’üne karşılık geldiğini belirterek, sorunun finansal sistemin tamamını ilgilendiren sistemik bir kriz olmadığını söyledi.

Cevdet Yılmaz da aynı yönde açıklama yaparak, tasfiye halindeki 131 fonun toplam fon sayısının yüzde 4,6’sını, toplam portföy değerinin ise yüzde 7,7’sini oluşturduğunu açıkladı. Yılmaz, sorunun fon piyasasının sınırlı bir bölümünde ortaya çıktığını ancak bunun meselenin önemini azaltmadığını vurguladı.

Asıl tartışma: Denetim ne zaman devreye girdi?

Fon krizinin bundan sonraki en önemli başlıklarından biri yalnızca “kim ne kadar zarar etti?” sorusu olmayacak.

Daha büyük soru şu: Bu fonlar nasıl bu büyüklüğe ulaştı?

Hangi işlemler hangi tarihlerde gerçekleşti?

SPK ve diğer düzenleyici kurumlar ne zaman uyarıldı?

Riskli işlemler ne zaman tespit edildi?

Tasfiye kararı öncesinde fondan çıkan yatırımcılar oldu mu?

Fonlardan çıkış yapanlarla içeride kalan yatırımcıların dağılımı nasıldı?

Ve en önemlisi:

Denetim mekanizmaları neden daha önce devreye girmedi?

Bu soruların yanıtları ortaya çıkmadan, yalnızca yatırımcılara yapılacak ara ödemeler üzerinden tartışmayı kapatmak mümkün görünmüyor.

“Her şey açığa çıkacak” deniliyor; Meclis’in rolü ne olacak?

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, fon soruşturmalarına ilişkin açıklamasında bilgi ve belgesi olanların bunları yargıya taşıması gerektiğini belirtirken, hiçbir gerçeğin üzerinin örtülmesine izin verilmeyeceğini ve sürecin bütün yönleriyle ortaya çıkacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da TBMM’de yaptığı açıklamada, sorumluluğu bulunanların tespit edileceğini ve hukuki süreçlerin yürütüldüğünü belirtti. Ayrıca sahada Devlet Denetleme Kurulu müfettişlerinin çalıştığını açıkladı.

Bununla birlikte TBMM’deki tartışma henüz bitmiş değil.

Çünkü bir tarafta “Her şey açığa çıkacak” mesajı verilirken, diğer tarafta muhalefet partileri parlamentoda ayrıca kapsamlı bir araştırma yapılmasını istiyor.

6 Ekim’deki karar yeter sayısı tartışması da tam bu noktada siyasi polemiğin merkezine oturdu. 7 Ekim’de ise Fon Koordinasyon Kurulu çalışmaları TBMM Genel Kurulu’nda ayrıca görüşüldü ve hükümet adına Cevdet Yılmaz milletvekillerine bilgi verdi. Dolayısıyla mesele artık yalnızca finans piyasalarının meselesi olmaktan çıkmış durumda.

Fon krizinin mali boyutu kadar, denetim boyutu ve parlamenter denetim boyutu da kamuoyunun önünde. Mustafa Adıgüzel’in TBMM’den yaptığı canlı yayında gündeme taşıdığı soruların önemli bölümü de tam olarak bu noktaya işaret ediyor: Yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren bu süreçte, yalnızca tasfiye ve ödeme mekanizması mı konuşulacak; yoksa fonların nasıl büyüdüğü, denetimin neden geciktiği ve sorumluluğun hangi aşamalarda ortaya çıktığı da bütün yönleriyle Meclis’te araştırılacak mı?

Bu sorunun cevabı, yalnızca mağdur yatırımcıların paralarının ne zaman ve ne kadarının geri alınacağını değil, Türkiye’de sermaye piyasalarına duyulan güvenin geleceğini de yakından ilgilendiriyor...

 

 

Yazar: Ülker Fermankızı

Son haberler