DOLAR
49,09 ₺
EURO
55,74 ₺
STERLİN
65,29 ₺
ALTIN
2.580,00 ₺
BITCOIN
93.500 ₺
FAİZ
50,00%
Gündem Politika Ekonomi Analiz Dünya Röportaj Spor Türk Dunyası Yalova Haber
Menü
Dil
Türkçe İngilizce

BİR OKUL BAHÇESİ DAHA SİLAH SESİYLE SARSILDI...

Osmaniye’de bir öğretmenin okul bahçesinde yeğeni tarafından öldürülmesi, Türkiye’de eğitim kurumlarının güvenliği tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Ancak…

|
BİR OKUL BAHÇESİ DAHA SİLAH SESİYLE SARSILDI...

 

Osmaniye’nin Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Mehmet Bilgili, yeğeni olduğu belirtilen 41 yaşındaki A.E.B. tarafından tabancayla vurularak hayatını kaybetti. Saldırgan gözaltına alınırken, olayda kullanılan ruhsatsız tabanca da ele geçirildi.

Milli Eğitim Bakanlığı, olay sırasında okulda biri silahlı olmak üzere iki güvenlik görevlisinin bulunduğunu ve saldırganın güvenlik personeli tarafından etkisiz hale getirilerek kolluk kuvvetlerine teslim edildiğini açıkladı. Bakanlık ayrıca iki müfettiş görevlendirirken, olaydan etkilenen öğrenci, öğretmen ve veliler için psikososyal destek çalışması başlatıldı.

Okulda 28 ve 29 Eylül'de eğitime ara verildi.

OKULLARDA GÜVENLİK ALARMI: SON BİR YILDA PEŞ PEŞE SALDIRILAR

Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti ise saldırının öğrencileri veya eğitim faaliyetlerini hedef almadığını, öğretmen ile yeğeni arasında daha önce oluşan husumetten kaynaklandığını açıkladı. Bu nedenle olay, doğrudan öğrencilere yönelik bir okul saldırısından farklı bir kategoride değerlendiriliyor.

Ancak son olay, son bir yılda eğitim kurumlarında yaşanan diğer ağır saldırılarla birlikte değerlendirildiğinde, okul güvenliği meselesini yeniden gündeme getiriyor.

İSTANBUL: ÖĞRETMEN SINIFTA BIÇAKLANDI

2 Mart 2026'da İstanbul Çekmeköy'de Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 17 yaşındaki bir öğrenci, iki öğretmen ve bir öğrenciyi bıçakladı. Biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik hayatını kaybetti; diğer öğretmen ve öğrenci yaralandı. MEB olayın ardından idari inceleme ve soruşturma başlattı.

Soruşturma dosyasına göre saldırının önceden planlandığı ve öğrencinin saldıracağı öğretmenin ders programını incelediği belirtildi. Haziran 2026'da sanık 37 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

ŞANLIURFA: OKULA SİLAHLI SALDIRI

14 Nisan 2026'da Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bir okula silahlı saldırı düzenlendi. Olayda öğrenciler, öğretmenler, polis ve kantin çalışanının da aralarında bulunduğu 16 kişi yaralandı.

KAHRAMANMARAŞ: OKULDA KATLİAM

Şanlıurfa saldırısından yalnızca bir gün sonra, 15 Nisan 2026'da Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulu'nda okul içindeki silahlı saldırıda 9 öğrenci ve 1 öğretmen hayatını kaybetti, 15 öğrenci yaralandı. Soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede saldırının önceden planlandığına ilişkin tespitlere yer verildi.

İki gün üst üste iki farklı ilde yaşanan saldırılar, eğitim kurumlarının güvenliği konusunda ülke çapında yeni bir tartışma başlattı.

MANİSA: 11 ÖĞRENCİ YARALANDI

22 Eylül 2026'da Manisa'nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında öğrencilere yönelik silahlı saldırıda 11 öğrenci yaralandı. MEB, olayın okul dışında meydana geldiğini açıkladı ve okulda eğitime bir gün ara verildiğini bildirdi.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise olayın doğrudan “okul saldırısı” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, okul güvenliğinin yanında ailelerin evlerindeki ruhsatlı silahların çocukların erişemeyeceği şekilde muhafaza edilmesinin de önemine dikkat çekti.

OSMANİYE: OKUL BAHÇESİNDE ÖĞRETMEN ÖLDÜRÜLDÜ

Ve son olarak 28 Eylül 2026'da Osmaniye'de öğretmen Mehmet Bilgili okul bahçesinde öldürüldü.

Bu kez saldırının hedefi öğrenciler değildi. Ancak saldırının okul bahçesinde, öğrencilerin derste bulunduğu sırada gerçekleşmesi, eğitim ortamlarının güvenliği konusunda yeni soru işaretlerini beraberinde getirdi.

RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR?

Ortaya çıkan tablo, yalnızca birkaç münferit olaydan ibaret değil. 2026 yılının Mart, Nisan ve Eylül aylarında Türkiye'nin farklı illerinde eğitim kurumları veya okul çevrelerinde ağır silahlı ve bıçaklı saldırılar yaşandı.

Nitekim Milli Eğitim Bakanlığı, Nisan 2026'daki saldırıların ardından “Güvenli Okul İklimi” kapsamında yeni tedbirler açıkladı. Bakanlık, 2025–2026 eğitim öğretim yılında 1.136 okulda kolluk görevlisi ve 24 bin 214 güvenli eğitim koordinasyon görevlisi görevlendirildiğini açıkladı. Okulların risk durumlarına göre kamera, turnike, acil durum butonu ve benzeri güvenlik tedbirlerinin de uygulanmaya başlandığı bildirildi.... 

Sonuç olarak yine saldırılar devam ediyor ise, bu güvenlik verilerinin hiç bir işe yaramadığını söylemek mümkün oluyor.

Böylece soru yalnızca “Okullarda güvenlik görevlisi var mı?” sorusuyla sınırlı kalmıyor.

 Öğrencinin okula getirdiği silah veya bıçak, okul dışındaki silahlı saldırılar, aile içi husumetlerin okul alanına taşınması, öğrencilerin şiddet içerikleriyle ilişkisi ve erken uyarı mekanizmalarının ne kadar etkin olduğu da tartışmanın parçaları haline geliyor.

Osmaniye'deki son olay, doğrudan öğrencilere yönelik olmamasına rağmen, okulun herkes için güvenli bir alan olması gerektiği tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.

Eğer 2026 yılında 14 ve 15 Nisan'da Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta iki gün üst üste silahlı okul saldırıları yaşandıysa, Eylül ayının 22 ve 28 tarihlerinde de okullara yapılan saldırılar bir ayda artık iki oldu. 

ÜÇTEN FAZLA SALDIRI: ARTIK MÜNFERİT OLAY DENİLEBİLİR Mİ?

Demokratik ülkelerde mesele yalnızca saldırıyı gerçekleştiren kişinin cezalandırılması değildir. Asıl mesele, aynı alanda art arda ağır olaylar yaşandığında devletin ve o alandan sorumlu siyasi makamların hesap verebilirliğidir.

Bir okulda meydana gelen tek bir saldırı elbette tek başına bakanın sorumluluğu anlamına gelmez. Ancak 2025–2026 döneminde farklı illerde öğretmen ve öğrencilerin hedef olduğu, ölüm ve çok sayıda yaralanmayla sonuçlanan üçten fazla ağır saldırı yaşanıyorsa artık yalnızca “münferit olay” demek de yeterli değildir. Bu tablo, okul güvenliği konusunda alınan önlemlerin yeterliliğinin ve olası ihmallerin siyasi açıdan sorgulanmasını gerektirir.

Demokratik anlayışın temelinde de tam olarak bu vardır: Bir bakan yalnızca yaptığı icraatlarla değil, kendi sorumluluk alanında ortaya çıkan ağır sorunlar karşısında nasıl hesap verdiğiyle de değerlendirilir.

  1. Dünyada bunun örnekleri vardır. 2023’te Sırbistan’da Belgrad’daki okul saldırısının ardından Eğitim Bakanı Branko Ružić istifa etti.
  2. Temmuz 2026: Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan, öğrencilerin ülke çapındaki protestoları ve sınavlarda usulsüzlük/paper leak krizi sonrasında istifa etti. Bu örnek okul saldırısı nedeniyle değil, eğitim sistemindeki sınav krizi nedeniyle gerçekleşti.
  3. İsveç – Okul katliamından sonra bakan istifa etmedi, ama hükümet güvenlik politikalarını değiştirdi

    4 Şubat 2025, Örebro: Campus Risbergska'daki silahlı saldırıda 10 kişi öldü. Bunun ardından İsveç hükümeti okullarda giriş-çıkış kontrolleri, kilitli kapılar, kamera sistemleri ve güvenlik uygulamalarını artırmaya yönelik yeni tedbirler açıkladı. Eğitim Bakanı Johan Pehrson görevde kaldı.

  4.      Nisan 2026’da Şanlıurfa Siverek’teki okul saldırısında 16 kişi yaralandı; ertesi gün Kahramanmaraş’taki saldırıda 9 kişi hayatını kaybetti.

    Bugüne kadar toplam 8 okul saldırısı ve çok sayıda can kaybı yaşanmasına rağmen Türkiye’de Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ne istifa etti ne de okul güvenliğinde köklü bir değişiklik yaşandı. Ve bugün okul saldırıları ve kayıplar devam ediyor. 

     Öyle bir noktaya gelindi ki, bir ay içinde birden fazla saldırı, hatta aynı gün içinde iki farklı okul saldırısı yaşanabiliyor.   

    Merak ettiğim bir konu var, Sayın  Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan  demografik sorunun altını çizerken, “çocuklar bizim geleceğimizdir” derken, neden devletin ilgili kurum yetkilileri  Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu hedeflere zıt politika yürütüyor? 

 

 

 

Yazar: Ülker Fermankızı

 

Son haberler