DOLAR
44,05 ₺
EURO
51,06 ₺
STERLİN
58,90 ₺
ALTIN
2.580,00 ₺
BITCOIN
93.500 ₺
FAİZ
50,00%
Gündem Politika Ekonomi Analiz Dünya Röportaj Spor Türk Dunyası Yalova Haber
Menü
Dil
Türkçe İngilizce

Yalova Kent Konseyi: “Marka” Beğenmeyenler Kulübü…

Yazar: Ülker Fermankızı

|
Yalova Kent Konseyi: “Marka” Beğenmeyenler Kulübü…

Kent Konseyleri, kâğıt üzerinde şehrin aklıdır. Sivil toplumun, odaların, sendikaların, derneklerin aynı masada oturup kente dair söz söylediği yerlerdir.

Yani bu dediklerimi Yalova için sakın ciddiye almayın! Çünkü bunlar sadece  teoride böyle…

Pratikte ise Yalova’da başka bir tabloyla karşı karşıyayız.
Genel Kurul yapılıyor. Davet var. Çağrı var. Resmî dayanak var, sosyal medya paylaşımları var, telefonlara gönderilen mesajlar var, ama ne hikmetse salon yine boş!

Nesreddin Hoca bir gün köyde bir değirmenin yanından geçerken bir grup köylü görür. Değirmenin taşı dönüyordur ama un öğütülmemektedir.

Hoca sorar: “Niye değirmen dönüyor ama un yok?”
Köylüler cevap verir: “Taş dönüyor ama tahıl koymayı unutmuşuz.”
Hoca gülümser ve der ki: “Taş kendi kendine dönüyor, ama işin faydasını bilmeyen kimse çalıştırmazsa sonuç boş olur.”

İşte Yalova Kent Konseyinin çalışma şekli de buna benziyor aslında: Taş, yani kurallar, resmi çağrılar ve hatırlatmalar dönüyor; ama “faydayı” bilmeyen üyeler veya “marka” kıymeti bilmeyen gelmiyor…

Düşünün, beklenen 240 kurumdan sadece 40 kişi katıldı, o da ilk kare fotoğrafından sonra yarıya indi… Şubat’ın 2’sinde sosyal medyada paylaşım yapıldı, resmi gazetede karar numarası hatırlatıldı, telefonlarla üyeler bilgilendirildi… Ama gelmeyen yine gelmedi.

Kent Konseyinin 7. Dönem 1. Olağan Kurulunda  konseyin yönetimi neredeyse yoktu…. Salonun çoğu boş, katılım az…

Kurulun hukuki geçerliliği tartışmalı, ama çelişkiler o kadar belirgindi ki herkes şaşkınlık içinde izledi.

İlginç bir sürpriz olarak söz Yalova Üniversitesi Rektörü Mehmet Bahçekapılı’ya  verildi. Sayın Bahçekapılı düz ve dobra bir kişilik sahibidir. Siyaseti yok, olmayanı da varmış gibi anlatmayı sevmez. Öğretmenlik mesleğinin de iyice adalet tarafını bastıran bir karaktere sahip. Bu nitelikler de çok yetkilide bulunmayan nadir özelliklerden…

Neyse, rektör beklenmedik şekilde kürsüye çıkmak zorunda bırakılınca ve ortada da konuşulacak pek bir şey olmayınca, geriye kalan bir seçenek vardı, o da üniversiteyi anlatmak… Rektör de bunu yaptı.

Üniversiteyi övücü bir konuşma yaptı; Neredeyse Kent Konseyi ile doğrudan bir ilgisi olmayan, adeta üniversitenin tanıtımı  tadında bir sunumdu. “Biz şehir için projeler yapıyoruz, öğrencilere değer katıyoruz” gibi sözlerle sözlerini sonlandırdı…

Sonrasında ise rektörün konuşma şekli görünen o ki, Kent Konseyi Başkanının üreyince olmadığı için, rektörün söylemesini istediği ama duyamadığı sözleri kendisi dile getirmek isteği ile, “üniversite ile çok sayda projeler” yaptığını dile getirdi.

Cümlesinin her sonunda nokta misali rektörle dostluk ilişkilerinin olmasını belirtmesi ise resmi bir kurumun genel kurumuna ayrıca bir “nostalji” katıyordu.  Ama ne hikmetse ne rektörün dilinden, ne de konseyinin faaliyet raporu ile ilgili bir kaç karelik sunumda üniversite ile yapılan projelerden tek bir kare göremedik…

Belki bazıları için “kurdele kesimleri”  beraber proje yapmak anlamında taktim edile bilinir ama, bu da adından çok söz edinen “marka” adına leke getiren  bir durum olurdu…

Kuruldan önce, Belediye Başkan Yardımcısı Mesut Tutuğa gittim. Kent Konseyi ile ilgili birkaç kelime almak istedim. Sayın Tutuğ’un cevabı kısa ve net oldu: “Ben hiç bir şey diyemem.”

Sanki soruyu havaya bırakmış gibi, kim bilir belki cevap vermek için yetkisi yok, belki de işin içindeki çelişkiyi biliyor, diye düşündüm. Birkaç kapıyı daha çaldım; herkes susmayı tercih etti. Görünüşe göre, Kent Konseyi hakkında fikir almak için gittiğim yerlerde sessizlik en yaygın yanıttı.

Gel gör ki, bana Kent Konseyine dair yorum yapamam diyen Belediye Başkan Yardımcısı Mesut Tutuğ, Kent Konseyi’nin dillere destan genel kuruluna teşrif buyurdu. Yani yarım saat önce “konuşamam” diyen kişi, bir anda kürsüde mikrofonla karşı karşıya kalmıştı.
Ama Tutuğ, işin içinden diplomatik iki çift cümle ile ustaca sıyrıldı. Konuşması kısa, öz ve olabildiğince tarafsızdı; sanki “ben buradayım ama sorun değil” demek ister gibiydi. Salon sessizdi; herkesin gözü bir yandan konuşmasında, diğer yandan çelişkili tabloyu izliyordu.

“Kenan Başkanla Kent Konseyi farklı bir ivme kazandı. Bunu fark etmeyen Kent Konseyi’nden haberi yok demektir,” dedi Tutuğ.

Ama salona bakıp, kurulun yaptığı işleri göz önünde bulundurduğumuzda, bu sözler aslında dalga geçer anlamda değerlendirilmeliydi bana göre.
Ya bir düşünün, katılım az, çelişkiler çok, yönetim eksik… Bu “ivme” sözde var, fiilde yok;

Düşünün, üyelere davet gönderiliyor, resmi gazetenin yayın numarasıyla kanunen çağrı yapılıyor; amaç herksin katılım sağlaması. Hatta “herkesin belediye başkanının çağrısı ile gelmesi gerekir” diye öne sürülüyor…
Ama işin tuhafı, belediye temsilcisi ya da başkan beklenmeden kurula başlanmasıydı. Şimdi “ivme” yorumunu  bir de buradan bakarak değerlendirelim isterseniz…

Konseyde resmiyete önem veriliyorsa, davetler bile resmi gazete yayın numarası ile madde ile tüzük ile çağırılıyorsa, o zaman her şeyin tüzüğe göre olması gerekmez miydi? Bugün konsey genel kurulu diye yapılan toplantının hangi kısmı tüzüğe ve hukuka göre yapıldı?

Bakın, gerçek anlamda “İvme” burada!

Geçen gün Kent Konseyi Başkanı, Siyasetin Aynası’na konuştuğunda, hiç kimsenin bir şey yapmadığını söylüyordu. Bazıları ise konseye “şeker, buzdolabı” aldığını bile ezbere biliyor neredeyse… Artık duyunca çoğunlukla gülümsüyor, Yalova’da fıkra oldu artık…

Ama ne hikmetse, kurulun bugünkü dizi yayınında rollerde bir değişiklik vardı. Mesela, tek bir defa bile olsa “markayım” kelimesi geçmedi. Cemil Demiryürek, 40 senelik arkadaşı olduğu bile söylenildi,  ve hatta yakasındaki rozetlere kadar Ticaret Odası’nın aldığı belirtildi…

Bunca met edilmenin içinde ise tek bir cümle bile belediye başkanının adını geçmedi.
Galiba Tutuğ’un “ivme” dediği şeyin dalga geçer bir nitelik taşıdığını konseyde birçok kişi fark etmişti…

Diğer taraftan, Kent Konseyi Başkanı konuşmasında bir şey söyledi: “Herkese yardımcı oluyoruz, destek oluyoruz.”

Dinleyenler sanabilir ki Kent Konseyi bir hayır kurumu.

Ama işin ilginç tarafı…

Hayır kurumunun rozetini ve maddi yardımını biraz önce Ticaret Odası yapıyor, diyorsa Cemil Demir yürek yapıyorsa… O zaman Kent Konseyi her hangi bir böyle bir projenin gerçekleştirilmesinde  vesile mi oluyor, yoksa projeyi yapan mı?

Neyse, muhakeme etmeyi size bırakıyorum bundan sonra… “İvme” mi diyorsunuz, “marka”mı diyorsunuz o da size kalmış. Ben Atatürk’ün sözünü unutmayın diyorum: Burası  “marka”nın değil, Atatürk’ün kentidir!

Bu kentte de, insana saygı ve sadakat, makamdan gidene kadar olmamalı! Asıl insanlık ve vefa, makamdan gidenden sonra başlamalı! –Atatürk’ün kentinde bizlere yakışan budur!

O yüzden,  Yalovalıların gönlünde taht kurmayı başaran Dr. Hülya Kaya başta olmakla Yalova’ya hizmet vermiş hiç kimsenin arkasınca konuşulmasına müsaade edilmemeli diye düşünüyorum!

 

Yazar: Ülker Fermankızı

 

Son haberler