DOLAR
49,29 ₺
EURO
55,29 ₺
STERLİN
65,34 ₺
ALTIN
2.580,00 ₺
BITCOIN
93.500 ₺
FAİZ
50,00%
Gündem Politika Ekonomi Analiz Dünya Röportaj Spor Türk Dunyası Yalova Haber
Menü
Dil
Türkçe İngilizce

TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR ATLASI’NDA BÜYÜK EKSİKLİK: ŞUŞA ve KARABAĞ YOK SAYILMIŞ!

Ülker Fermankızı Yazdı...

 

Yetmiş yıl boyunca Sovyet esareti altında yaşayan bizler, bir gün Türk dünyasının ortak tarihini, coğrafyasını, kültürünü, dilini ve edebiyatını bir araya getiren kapsamlı bir eseri görmeyi hayal ederdik.

 Bir gün gelecek nesillerin, birbirinden ayrı düşürülmüş Türk topluluklarının ortak mirasını kendi dillerinde okuyacağına, tarihini öğreneceğine ve aynı kültürel köklerin izini süreceğine inanırdık. Bu hayal, bizim için sıradan bir kitap beklentisi değil, yıllarca içimizde taşıdığımız bir özlemdi.

Geçtiğimiz günlerde liseli öğrencilerin elinde Türk Dünyası Kültür Atlası’nı görünce gerçekten sevindim.

Kitabı öğrencinin elinden alıp sabırsızlıkla sayfalarını çevirmeye, önce Azerbaycan’ı aramaya başladım. Yıllarca hayalini kurduğumuz böyle bir eserin gençlerin eline ulaşması, ilk anda bana büyük bir mutluluk verdi. Ancak sayfaları dikkatle inceledikçe bu sevincim yerini derin bir hayal kırıklığına bıraktı.

 Çünkü karşımda yalnızca bazı eksikleri bulunan bir kitap değil, Türk dünyasının ortak mirasını ne ölçüde ve nasıl anlattığı ciddi biçimde değerlendirilmesi gereken bir eğitim materyali vardı.

Bu eseri bir gazeteci olarak gündeme getirmeden önce, bir öğretmen ve filoloji alanında akademik eğitim almış bir araştırmacı olarak incelemem gerektiğini düşündüm.

Sayfaları tek tek gözden geçirdim; tarihî şahsiyetleri, coğrafi adlandırmaları, kültürel unsurları, edebî mirası ve dil boyutunu değerlendirdim. Amacım, yıllarca hayalini kurduğumuz bir eseri yalnızca eleştirmek değil, böylesine önemli bir çalışmanın hangi yönlerden eksik kaldığını somut biçimde ortaya koymaktı. Çünkü bu kitap bugün liseli öğrencilerin elinde ve onların Türk dünyasına ilişkin bilgileri, büyük ölçüde karşılarına konulan bu tür kaynaklarla şekillenecek.

Şimdi, ilk anda duyduğum sevinci neden hayal kırıklığının izlediğini ve kitabı dikkatle incelediğimde hangi ciddi eksikliklerle karşılaştığımı tek tek ızah edeyım...

Türk dünyasını tanıtmak için hazırlanan bir eserde önemli şehirlerin, toplulukların ve edebî mirasın eksik bırakılması, basit bir editoryal hata olarak geçiştirilemez.

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından lise öğrencileri için hazırlanan Türk Dünyası Kültür Atlası: Bilge ve Hakan’ın Zamanı Aşan Yolculuğu, Türk dünyasının ortak tarihini ve kültürel mirasını genç kuşaklara tanıtma iddiasıyla yayımlandı aslında.  Ancak bir eserin iddiası büyüdükçe, içeriğinin de bu iddiayı karşılaması gerekir. Türk dünyasını Altaylardan Adriyatik’e uzanan geniş bir medeniyet coğrafyası olarak tanıtması gereken  bir atlasın, bu coğrafyanın önemli parçalarını dışarıda bırakması, tarihî meseleleri bağlamından koparması ve toplulukları tutarsız ölçütlerle sınıflandırması ciddi bir eğitim sorunudur.

Buradaki mesele birkaç ismin unutulması değil, öğrenciye sunulan Türk dünyası tablosunun eksik ve tartışmalı bir çerçeveye oturtulmasıdır.

Azerbaycan örneği bu sorunu açık biçimde ortaya koyuyor.

 Kitapta Bakü, Gobustan ve Nahçıvan gibi yerler ele alınırken Azerbaycan’ın tarihî ve kültürel hafızasında özel bir yere sahip olan Şuşa’ya yer verilmemesi dikkat çekiyor. Daha da önemlisi, Karabağ tarihî ve kültürel bağlamıyla anlatılmıyor. İsmi dahi çekilmkyor.  Har-ı Bülbül’den söz edilmesi ise bu boşluğu kapatmıyor.  Bir çiçeği yalnızca “şehitlerin sembolü” olarak tanıtıp onun hangi tarihî olaylarla bağlantılı olduğunu, Şuşa ve Karabağ hafızasındaki yerini ve hangi şehitlerin hatırasıyla ilişkilendirildiğini açıklamamak, öğrenciye ne  tarih öğretmek ne de kültürel bilgi vermektir. Tarihî anlamı eksik bırakılmış bir sembol sunmak demektir. 

 Har-ı Bülbül’ün taşıdığı anlam, onu meydana getiren tarihî süreç anlatılmadan kavranamaz. Şuşa’nın adı geçmiyorsa, Karabağ’ın tarihî bağlamı kurulmamışsa Azerbaycan’ın kültürel hafızası da bütünlüklü biçimde aktarılmış sayılamaz.

Çünkü Kafkaslarda Şuşa medeniyetin ve kültürün beşiği olarak bilinir. Kültürel ve tarihi bir atlas yapıyorsun hem de Türk dünyasını yansıtan bır atlas ve bunun içine Şuşa'yı koymuyorsun. Karabağın adını dahi geçirmiyorsun. 

Bu eksikliklerin arkasında siyasi veya diplomatik hassasiyetlerin bulunup bulunmadığına ilişkin kesin bir hüküm veremem. 

Ancak ilke açıktır: Eğitim materyalleri, herhangi bir ülkenin ya da toplumun olası tepkisinden çekinilerek tarihî ve kültürel gerçekleri budayamaz.

Tarih, diplomatik rahatsızlık ihtimaline göre düzenlenecek bir tanıtım metni değildir!

Öğrencilerin doğru bilgi edinme hakkı, siyasi hassasiyetlerin önünde tutulmalıdır! 

Türk dünyasını anlatma iddiasındaki bir kitapta Karabağ’ın tarihî bağlamının dışarıda kalması, gerekçesi ne olursa olsun açıklanması ve gözden geçirilmesi gereken ciddi bir eksikliktir!

Sorun yalnızca tarih anlatımıyla da sınırlı değil.

Atlasın coğrafi sınıflandırmasında da tutarlı bir yaklaşım ihtiyacı görülüyor. Ahıska, Borçalı ve Kırım gibi tarihî-kültürel coğrafyalar ele alınırken İran, Irak ve Suriye gibi devlet adlarının kullanılması, Türk topluluklarının yaşadığı bölgelerle bugünkü siyasi sınırlar arasındaki ilişkinin yeterince açıklanmadığını gösteriyor. Türk dünyası, yalnızca bağımsız Türk devletlerinden oluşmadığı gibi, Türk topluluklarının yaşadığı bütün tarihî bölgeler de mevcut devlet adlarının altında kaybolmamalıdır. Bir atlas, siyasi sınırlarla kültürel coğrafyayı birbirine karıştırmak yerine aralarındaki farkı öğrenciye açıkça anlatmalıdır...

Kitaptaki tartışılması gereken başka bir nokta da Füzûlî'nin “İranlı şair” şeklinde konumlandırılmasıdır. Burada 16. yüzyılın siyasi ve coğrafi şartları ile bugünkü millî devlet sınırlarını birbirine karıştırmamak gerekir.

Füzûlî, Türkçe, Farsça ve Arapça eserler veren büyük bir klasik şairdir. Azerbaycan edebiyatında ise merkezi bir yere sahiptir. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan 2024 tarihli resmî kararda da Füzûlî açık biçimde “dahi Azərbaycan şairi və mütəfəkkiri Məhəmməd Füzuli” olarak nitelendirilmekte; Azerbaycan edebî-bediî düşüncesindeki özel yeri ve Azerbaycan edebî diline katkısı vurgulanmaktadır.

Dolayısıyla Füzûlî'yi yalnızca modern siyasi coğrafya üzerinden “İranlı şair” kategorisine sıkıştırmak, onun edebî ve dil tarihindeki yerini eksiltir.

Türk dünyasının edebiyatını anlatan bir atlas, Füzûlî'nin edebî kimliğini ve Azerbaycan Türkçesi edebiyatındaki yerini doğru biçimde vermelidir.

Füzûlî’nin “İranlı şair” olarak tanımlanması, onun Azerbaycan Türkçesi edebiyatındaki merkezi konumunu ve çok dilli edebî mirasını geri plana itiyor. Tarihî şahsiyetleri bugünkü devlet sınırlarına göre tek bir millî kategoriye yerleştirmek, özellikle klasik edebiyat söz konusu olduğunda yanıltıcı sonuçlar doğurabilir. Füzûlî’nin yaşadığı dönemin tarihî coğrafyası, kullandığı diller, edebî geleneği ve Azerbaycan edebiyatındaki yeri birlikte anlatılmalıdır. Bir şairin hangi edebî geleneğin parçası olduğunu açıklamak yerine onu yalnızca bir ülke etiketiyle tanımlamak, kültür atlasının bilimsel sorumluluğuyla bağdaşmaz.

Türk dünyası öğretiminde Uygur Türklerinin Çin yerine 'Doğu Türkistan' coğrafi adlandırmasıyla konumlandırılması; İran, Suriye ve Irak örnekleriyle karşılaştırıldığında, öğrencide Türk topluluklarının ülke sınırları üzerinden mi yoksa tarihi bölgeler esas alınarak mı incelenmesi gerektiği hususunda kavramsal bir sorgulamaya yol açmaktadır.

Aynı şekilde Nogaylar ve Gagauzlar  gibi kendilerine özgü tarihî ve kültürel kimlikleri bulunan toplulukların da ayrı başlıklarla tanıtılması gerekirdi. 

Ayrıca  Peçenekler, Kumanlar, Uzlar, Hazarlar, Avarlar, Ak Hunlar, Sabarlar, Tabgaçlar, Şatolar, Usunlar, Dinglingler, Karluklar, Çiğiller, Argular, Yağmalar, Basmıllar, Tölösler gibi tarihten silinmiş topluluklar hakkında da bilgi vermek gerekirdi... 

Nüfuslarının daha sınırlı olması veya tarihen sadece isimleri kalmış bu toplulukların Türk dünyasının tarihinden ve kültüründen çıkarılması için gerekçe oluşturamaz. Tam tersine, küçük toplulukların dili ve kültürel hafızası, gelecek kuşaklara aktarılması gereken mirasın önemli parçalarıdır. Büyük toplulukları öne çıkarırken diğerlerini görünmez bırakmak, Türk dünyasının çeşitliliğini eksik anlatmaktır.

Kültür başlığında da benzer bir daralma söz konusudur.

Yemekler, müzikler, gelenekler ve el sanatları kültürel mirasın önemli unsurlarıdır; ancak kültür bunlardan ibaret değildir. Türk dünyasının şehir medeniyetleri, mimarisi, sözlü anlatıları, düşünce tarihi, halk edebiyatı, klasik eserleri ve toplumsal gelenekleri bir bütün olarak ele alınmalıdır. Edebiyat alanında farklı Türk topluluklarının klasik ve çağdaş mirası arasındaki bağlar kurulmalı; dil alanında Türk dillerinin çeşitliliği, lehçeler, yazı gelenekleri ve tarihî ilişkiler öğrenciye anlaşılır biçimde aktarılmalıdır. Coğrafya, kültür, edebiyat ve dil birbirinden kopuk başlıklar değildir. Bunların arasındaki bağlar kurulmadığında ortaya bütünlüklü bir atlas değil, seçilmiş örneklerden oluşan parçalı bir tanıtım çıkar.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kasım 2024'te Bişkek'te düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) 11. Devlet Başkanları Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, 34 harfli "Ortak Türk Alfabesi" projesini ilan etmiş ve şu ifadeleri kullanmıştır:

"Türk Akademisi ve Türk Dil Kurumu tarafından Bakü'de düzenlenen Ortak Alfabe Komisyonu toplantısında 34 harfli Ortak Türk Alfabesi üzerinde mutabakata varılması tarihi bir adımdır... Üye ülkelerin bu alfabe ile gerekli dönüşümü tamamlaması gerekir. Türkiye bu konuda hazırdır."

Hatırlarsanız, bu karar, Türk Akademisi ile Türk Dil Kurumu'nun (TDK) koordinasyonunda hazırlanmış 34 harflik bir çerçeve havuz alfabe kararıdır. Türkiye mevcut 29 harfli alfabesini değiştirmeyecek; ancak Türk dünyası ortak metinlerinde ve diplomatik/akademik kaynaklarda Q, X, W, Ñ, Ä gibi diğer Türk lehçelerine ait sesleri barındıran bu 34 harflik standart matris kullanılacaktı. 

34 harfli Ortak Türk Alfabesi kararı, Cumhurbaşkanlığı seviyesinde de vurgulanmış tarihi bir dönüm noktasıyken, 2026–2027 eğitim yılı için yayına giren Türk dünyası kültür ve dil atlasında neden yok? Bu da sadece teknik bir eksiklik mi sizce? 

Özellikle MEB’in bu eseri lise öğrencilerine ulaştırması, içerik konusundaki sorumluluğu daha da artırıyor.

 Öğrenciler bir kültür atlasını yalnızca resimlere bakmak veya birkaç bilgi edinmek için kullanmaz; o kitap üzerinden bir coğrafyayı tanır, tarihî şahsiyetleri sınıflandırır, halklar arasındaki bağları öğrenir ve zihninde bir medeniyet haritası oluşturur. Bu nedenle eksik bırakılan bir şehir, bağlamından koparılan bir tarihî olay, yanlış veya tartışmalı konumlandırılan bir edebiyat şahsiyeti ve yeterince tanıtılmayan bir Türk topluluğu önemsiz ayrıntılar değildir.

Bunların her biri öğrencinin edineceği bilginin kapsamını ve doğruluğunu etkiler.

Çağdaş tasarım, dijital içerik, sanal tur ve etkileşimli harita kullanılması bir eğitim materyalini kendiliğinden başarılı yapmaz. Teknoloji, eksik tarihî bilgiyi tamamlamaz; görseller, coğrafi tutarsızlıkları gidermez; renkli sayfalar, temsil edilmeyen toplulukların yerini tutmaz. Esas olan, öğrencinin karşısına konulan bilginin doğru, kapsamlı ve tutarlı olmasıdır.

Türk Dünyası Kültür Atlası’nın yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Şuşa’nın yokluğu, Karabağ’ın tarihî bağlamının anlatılmaması, Har-ı Bülbül’ün anlamının açıklanmadan sembolleştirilmesi, Füzûlî’nin edebî kimliğinin tartışmalı biçimde sınıflandırılması, Güney Azerbaycan Türkleri ile Uygur, Nogay ve Karakalpak topluluklarının yeterince temsil edilmemesi; tarih, coğrafya, kültür, edebiyat ve dil alanlarında daha kapsamlı ve tutarlı bir yaklaşım ihtiyacını ortaya koyuyor.

Türk dünyasını anlatmak, ondan seçilmiş birkaç parçayı göstermek değildir. Bu dünya; farklı coğrafyalarda yaşayan halkları, tarihî hafızaları, dilleri, edebiyatları ve kültürel gelenekleriyle birlikte ele alınmalıdır. Öğrencilere sunulan eğitim materyali de bu çeşitliliği eksiltmeden, tarihî bağlamı koparmadan ve siyasi coğrafyayla kültürel coğrafyayı birbirine karıştırmadan aktarmalıdır.

Türk dünyasını tanıtmak amacıyla hazırlanan bir atlas, Türk dünyasının kendisinden daha dar bir çerçeveye sıkıştırılamaz. Öğrenciye yarım bir tarih, eksik bir coğrafya ve parçalanmış bir kültür haritası sunmak, ortak mirası öğretme iddiasını karşılamaz.

Türk Dünyası Kültür ve Dil Atlası’nın yalnızca akademik bir çalışma olarak kalmayıp eğitim müfredatlarına ve ders kitaplarına yön verebilmesi için, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında kapsayıcı bir Ortak Eğitim ve Kültür Komisyonu kurulmalıdır. Üye ülkelerin millî eğitim, kültür ve bilim kurumlarının ortak akılla hareket edeceği bu yapı; atlasın içeriğini, standart terminolojisini ve müfredata entegrasyon takvimini tek bir merkezden yönetmelidir. Alınan kararların tüm Türk dünyasında eş zamanlı ve bağlayıcı biçimde uygulanması, ancak bu tür kurumsal ve idari bir iradeyle mümkündür.

 

 

Yazar: Ülker Fermankızı