Güney Kafkasya, dış aktörlerin her yeni adımının ya “istikrarın desteklenmesi” ya da diplomatik perde kaldırıldığında eski nüfuz alanlarının yeniden şekillendirilmesi olarak okunduğu tanıdık bir jeopolitik tabloya bir kez daha geri dönmüş görünüyor. Bu çerçevede, Ermenistan’ın başta Polonya olmak üzere çeşitli Avrupa başkentleri ve Avrupa Birliği ülkeleriyle artan temasları özellikle dikkat çekiyor.
Moskova’da bu tür gelişmeler genellikle yalnızca iş birliği ve reform söylemleri üzerinden değil, aynı zamanda çok daha pragmatik bir soruyla değerlendiriliyor: Bölgeye gerçek anlamda kimin siyasi etkisi daha fazla yerleşiyor?
Söz konusu olan artık yalnızca diplomatik temaslar ya da münferit girişimler değil. Bu durum, bölgedeki hassas güç dengeleri içinde mevcut etki mimarisinin ne ölçüde dayanıklı olduğunu test eden daha geniş bir sürecin parçası olarak görülüyor.
Bu bağlamda, Rus siyaset bilimci Yevgeni Mihaylov Aleksandroviç ile yalnızca Güney Kafkasya’daki güncel dinamikleri konuşmak değil, aynı zamanda daha önce ortaya koyduğu analiz ve değerlendirmeleri yeniden ele almak amaçlanıyor. Özellikle, yaşananların uluslararası diyaloğun doğal bir evrimi mi yoksa bölgede siyasi nüfuz mücadelesinin yeni bir aşaması mı olduğu sorusu farklı bakış açılarıyla karşılaştırmalı olarak değerlendiriliyor.
Söyleşi ve analitik değerlendirme, Azerbaycan–Türkiye siyasi yorumcusu Ülker Farmankızı tarafından yürütülüyor.

Bölgedeki Batı ülkelerinin Güney Kafkasya’daki artan faaliyetlerine dair tartışmalar kapsamında, Rus siyaset bilimci Yevgeni Mihaylov, yaşanan süreçlere ve bunun bölgedeki güç dengelerine olası uzun vadeli etkilerine ilişkin görüşlerini paylaştı.
Ona göre süreç, etkilerin yeniden dağıldığı bir düzen içinde ilerliyor ve başlıca aktörler, stratejik öneme sahip bu bölgede kendi konumlarını güçlendirmeye ve kalıcı hale getirmeye çalışıyor:
"Bu aşamada AB ve NATO’nun, Güney Kafkasya’da son yüzyılda oluşmuş güç dengesini yeniden şekillendirmeye çalıştığı görülüyor. Bölgede geleneksel olarak ana aktör Rusya olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, daha önce Rusya’nın çıkarları açısından önemli bir dayanak noktası olan Ermenistan’ın, Moskova’nın stratejik rakiplerinin dikkatini çekmesi tesadüf olarak değerlendirilmiyor.
Erivan’ın, NATO için Güney Kafkasya’da bir ileri karakola dönüştürülmesi amacıyla milyarlarca dolarlık yatırımlar yapıldığı ifade ediliyor. NATO açısından Türkiye ve Azerbaycan’ın, bağımsız politikaları ve Türkçe konuşan ülkeler arasında kendi ittifaklarını kurma eğilimleri nedeniyle rahatsızlık yarattığı belirtilirken, bu nedenle bölgede Ermenistan’ın daha kritik bir rol üstlendiği savunuluyor.
Ermenistan’da artık yüzlerce değil, binlerce Batılı istihbarat ve askeri uzmanın bulunduğu; bunların bölge üzerinde kontrolü artırmaya yönelik zemin hazırladığı öne sürülüyor. Ayrıca bu sürecin yalnızca Rusya’ya baskı amacı taşımadığı, aynı zamanda İran üzerindeki etkiyi artırma ve Ankara ile Tahran arasındaki yakınlaşmayı engelleme hedefi de içerdiği ifade ediliyor.
Bu noktada, çeşitli provokasyon planlarının uzun süredir hazırlandığı tahmin ediliyor. Rusya’nın ise şu aşamada Erivan’a daha çok noktasal baskılar uyguladığı, ancak Paşinyan yönetiminin Ermenistan’ı Batı’ya yönlendirme adımlarının dikkatle takip edildiği ve olası büyük ölçekli tehditlere karşı uygun karşılık hazırlığı içinde olunduğu vurgulanıyor."
Bu değerlendirmeler, bölgedeki gelişmeleri oldukça sert ve politik bir bakış açısıyla ele alıyor; burada bölgesel dinamikler büyük ölçüde küresel güç mücadelesi üzerinden yorumlanıyor.
Ancak Güney Kafkasya sadece dış stratejilerin şekillendiği bir alan değil. Aynı zamanda her devletin kendi siyasi hesapları, iç politik ihtiyaçları ve bölgesel sınırlamaları doğrultusunda hareket ettiği bir bölge. Bu nedenle ortaya çıkan tablo, yalnızca etki merkezlerinin basit bir çatışmasından çok daha karmaşık ve çok katmanlı bir yapı sergiliyor.
Bu bağlamda şu soru doğal olarak ortaya çıkıyor: Ermenistan’ın Batı kurumlarıyla yakınlaşması, Erivan’ın dış politika yöneliminde yeni bir aşama olarak değerlendirilebilir mi ve bunun Rusya–Ermenistan ilişkileri üzerinde uzun vadede nasıl sonuçlar doğurması beklenebilir?
Mihaylov’a göre Ermenistan’ın Batı ile yakınlaşması, Rus dış politikası açısından son derece hassas bir unsur olarak görülüyor ve Moskova tarafından bu durum, postsovyet alandaki daha geniş ölçekli süreçlerin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
