DOLAR
50,15 ₺
EURO
56,04 ₺
STERLİN
67,30 ₺
ALTIN
2.580,00 ₺
BITCOIN
93.500 ₺
FAİZ
50,00%
Politika Gündem Ekonomi Analiz Dünya Röportaj Spor Yalova Haber Magazin Yazarlar
Menü
Dil
Türkçe İngilizce

TÜRK DÜNYASINDA YENİ DÖNEM: ANKARA’NIN LİDERLİK MESAJI, BAKÜ’NÜN STRATEJİK AĞIRLIĞI

Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı'nın dönem başkanlığını Azerbaycan'dan devralırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ankara'daki birlik ve beraberlik…

|
TÜRK DÜNYASINDA YENİ DÖNEM: ANKARA’NIN LİDERLİK MESAJI, BAKÜ’NÜN STRATEJİK AĞIRLIĞI

Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı'nın dönem başkanlığını Azerbaycan'dan devralırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ankara'daki birlik ve beraberlik mesajları Türk dünyasının geleceğine ilişkin önemli hedefleri ortaya koydu. Ancak zirveye Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in katılmaması, öncesinde Erdoğan'ın Bakü'de düzenlenen iki önemli uluslararası toplantıda yer almaması ve Türkiye'yi farklı düzeylerde temsilcilerin temsil etmesi, Ankara-Bakü hattındaki diplomatik hassasiyetleri yeniden gündeme taşıdı. Erdoğan'ın 8 Kasım Zafer Günü dolayısıyla Azerbaycan'a gerçekleştirmeyi planladığı ziyaret ise iki ülke ilişkilerinde yeni bir diplomatik dönemin kapısını aralayabilecek nitelikte.

Türk dünyası, tarihsel ve kültürel ortaklığını artık daha güçlü bir siyasi, ekonomik ve stratejik iş birliğine dönüştürme arayışında. Türk Devletleri Teşkilatı'nın 13. Zirvesi, bu arayışın yeni aşamasını temsil ediyor. Ankara'da "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla gerçekleştirilen zirvede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın verdiği mesajlar, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde teşkilat içerisindeki etkinliğini artırma hedefini açıkça ortaya koydu.

Erdoğan'ın "Türk dünyasının aile fotoğrafında ayrılığa, gayrılığa, ihtilafa yer yoktur. Hepimiz biriz, beraberiz, ezelden ebede kadar kardeşiz" sözleri, yalnızca tarihsel kardeşlik vurgusu değil, aynı zamanda mevcut bölgesel ve uluslararası gelişmeler karşısında ortak hareket etme çağrısı olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye'nin dönem başkanlığını Azerbaycan'dan devralması, teşkilatın önümüzdeki dönemde izleyeceği siyasi ve ekonomik yön bakımından da önem taşıyor. Ortak dil, kültür ve tarih bağlarının kurumsal iş birliğine dönüştürülmesi; ulaşım koridorlarının geliştirilmesi, dijital ticaret, yapay zekâ, savunma sanayisi ve enerji alanlarında ortak projelerin hayata geçirilmesi artık Türk dünyasının öncelikli gündemleri arasında bulunuyor.

TÜRK DÜNYASININ BİRLİĞİ VE AZERBAYCAN'IN MERKEZİ ROLÜ

Türk dünyasının jeopolitik haritasına bakıldığında Azerbaycan'ın konumu ayrı bir önem taşıyor. Türkiye ile Orta Asya Türk cumhuriyetleri arasında doğal bir bağlantı noktası olan Azerbaycan, Hazar geçişli ulaşım güzergâhları, enerji hatları ve bölgesel güvenlik mimarisi açısından stratejik bir merkez niteliğinde.

Karabağ Zaferi sonrasında Güney Kafkasya'da ortaya çıkan yeni siyasi dengeler de Azerbaycan'ın Türk dünyasındaki ağırlığını daha görünür hâle getirdi. Bakü, yalnızca bölgesel bir aktör değil, Türk devletleri arasındaki siyasi ve ekonomik bütünleşmenin önemli taşıyıcılarından biridir.

Bu nedenle TDT dönem başkanlığının Azerbaycan'dan Türkiye'ye geçmesi, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın önemini azaltan bir gelişme olarak görülmemelidir. Aksine, Türkiye'nin dönem başkanlığında Azerbaycan'ın sahip olduğu tecrübe ve bölgesel imkânlardan yararlanılması, teşkilatın ortak hedeflerine ulaşmasını kolaylaştırabilir.

Ancak Ankara'daki zirvenin en dikkat çekici diplomatik ayrıntılarından biri, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in toplantıya katılmaması oldu. Azerbaycan'ı Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti. Bu durum, son dönemde iki ülke arasında yaşanan görüş ayrılıklarıyla birlikte değerlendirildiğinde diplomatik açıdan göz ardı edilemeyecek bir gelişme olarak öne çıktı.

DİPLOMATİK MÜTEKABİLİYET Mİ? ÖNCE ANKARA BAKÜ'YE GİTMEDİ, ŞİMDİ BAKÜ ANKARA'YA GELMEDİ

Ankara-Bakü ilişkilerindeki son gelişmeleri değerlendirirken yalnızca İlham Aliyev'in Ankara'daki TDT zirvesine katılmamasına odaklanmak yeterli olmayacaktır. Bu gelişmenin öncesinde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Azerbaycan'da düzenlenen iki önemli uluslararası toplantıya katılmamış olması da diplomatik açıdan dikkate alınması gereken bir ayrıntıdır.

İlk olarak, 18 Mayıs 2026'da Bakü'de gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı'nın 13. Dünya Kentsel Forumu'na Cumhurbaşkanı Erdoğan katılmadı. Türkiye'yi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum temsil etti.

İkinci olarak, 15 Ekim 2026'da Bakü'de düzenlenen Asya'da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı'nın (CICA) 7. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde de Erdoğan yer almadı. Türkiye adına Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katıldı. Fidan'ın Bakü ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından kabul edilmesi ise iki ülke arasındaki diplomatik temasların sürdüğünü gösterdi.

Bu iki toplantının ardından Aliyev'in Ankara'daki TDT zirvesine katılmayarak ülkesini Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov düzeyinde temsil ettirmesi, diplomatik karşılıklılık tartışmalarını beraberinde getirdi.

Nitekim Azerbaycan basınında da Erdoğan'ın daha önce Bakü'deki toplantılara katılmaması hatırlatılarak mütekabiliyet meselesi gündeme taşındı. Burada daha önceki bir gelişmeyi de hatırlamak gerekiyor. Temmuz 2024'te Şuşa'da düzenlenen gayriresmî Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne de Erdoğan katılmamış, Türkiye'yi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz temsil etmişti. Dolayısıyla liderlerin zirvelere katılımı meselesi yalnızca 2026 yılına özgü bir tartışma değil.

Elbette Erdoğan'ın söz konusu toplantılara katılmamasının doğrudan Aliyev'in Ankara'ya gelmeme kararının nedeni olduğunu söylemek için yeterli kanıt bulunmuyor. Her iki ülkenin de lider düzeyinde katılım tercihlerini etkileyebilecek farklı diplomatik ve siyasi gerekçeleri olabilir. Ancak zamanlama, temsil düzeyleri ve son dönemde yaşanan siyasi tartışmalar birlikte değerlendirildiğinde karşılıklı diplomatik mesajların göz ardı edilmesi de mümkün görünmüyor.

Burada asıl mesele, iki ülkenin birbirine verdiği diplomatik önemin hangi düzeyde karşılık bulduğu ve stratejik ortaklığın günlük siyasi gelişmelerden nasıl etkilendiğidir...

ANKARA-BAKÜ HATTINDAKİ HASSASİYETLER VE KARŞILIKLI SAYGI MESELESİ

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, son dönemde bazı siyasi açıklamalar ve karşılıklı hassasiyetler nedeniyle yeni bir tartışma alanına girdi.

Özellikle Azerbaycan'daki eğitim kurumlarında kıyafet düzenlemeleri üzerine Türkiye'den gelen bazı siyasi eleştiriler, Bakü'de iç işlerine müdahale olarak değerlendirildi. Azerbaycan yönetimi, devlet egemenliği ve kendi iç hukuk düzenlemeleri konusunda dışarıdan yöneltilen eleştirilere karşı hassasiyetini ortaya koydu.

Burada dikkat edilmesi gereken temel husus, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin yalnızca kültürel ve dini yakınlık üzerinden değerlendirilemeyeceğidir. Her iki ülke de bağımsız devletlerdir ve kendi siyasi, hukuki ve toplumsal tercihlerini belirleme hakkına sahiptir.

Kardeşlik ilişkisi, bir tarafın diğerinin bütün kararlarını sorgusuz kabul etmesi anlamına gelmediği gibi, farklı görüşlerin diplomatik krizlere dönüştürülmesini de gerektirmez. Türkiye ve Azerbaycan'ın 15 Haziran 2021'de imzaladığı Şuşa Beyannamesi, ilişkileri müttefiklik seviyesine taşıyan önemli bir belgedir. Bu belge yalnızca siyasi yakınlığı değil, savunma, güvenlik, ekonomi ve bölgesel iş birliğini de kapsayan stratejik bir çerçeveyi ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla bugün ihtiyaç duyulan şey, iki ülkenin ortak çıkarlarını gözeten, karşılıklı egemenliğe saygı gösteren ve sorunları diplomatik kanallarla çözebilen bir yaklaşımın güçlendirilmesidir.

ERDOĞAN'IN 8 KASIM ZAFER GÜNÜ ZİYARETİ: SEMBOLLERİN ÖTESİNDE BİR MESAJ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 8 Kasım Azerbaycan Zafer Günü dolayısıyla Bakü'yü ziyaret etmeyi planladığını açıklaması, mevcut diplomatik gelişmeler içerisinde özel bir anlam taşıyor.

Erdoğan, Güney Kore ziyareti dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini, Dışişleri Bakanı ve Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı'nın da Azerbaycan'a gönderildiğini belirtti. Erdoğan'ın "İnşallah bu ziyaret vesilesiyle de gerekli adımları atma imkânımız olur" ifadesi ise ziyaretin yalnızca bir bayram kutlamasından ibaret olmayacağına işaret ediyor.

Bu açıklama, Ankara'nın Bakü ile ilişkilerde yaşanan hassasiyetleri aşmak ve siyasi diyaloğu yeniden güçlendirmek istediğinin önemli bir göstergesi olsa gerek...

8 Kasım, Azerbaycan tarihinde sıradan bir takvim günü değildir. 2020 yılında 44 günlük Vatan Muharebesi sırasında Şuşa'nın işgalden kurtarılmasıyla özdeşleşen bu tarih, Azerbaycan'ın askeri başarısının, toprak bütünlüğü mücadelesinin ve ulusal iradesinin sembollerinden biri hâline gelmiştir.

Türkiye'nin bu önemli günde Azerbaycan'ın yanında bulunması, iki ülke arasındaki tarihsel dayanışmanın ve stratejik ortaklığın devam ettiğini gösteren güçlü bir siyasi mesaj olacaktır.

Ancak ziyaretin asıl önemi, törenlerde verilecek görüntülerden ziyade, iki ülke arasındaki sorunların hangi ölçüde giderilebileceğiyle ortaya çıkacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Cumhurbaşkanı İlham Aliyev arasında gerçekleşecek görüşmelerin, siyasi güvenin yeniden pekiştirilmesi ve ortak projelerin hızlandırılması bakımından önemli bir fırsat oluşturması beklenebilir.

TÜRK DÜNYASININ GELECEĞİ: ORTAK EKONOMİ, GÜVENLİK VE TEKNOLOJİ

Ankara zirvesinde gündeme gelen Trans-Hazar Orta Koridoru, ortak yapay zekâ projesi, dijital ticaret platformu, uzay teknolojileri ve siber güvenlik iş birliği, Türk dünyasının geleceğini şekillendirebilecek önemli başlıklar arasında bulunuyor.

Özellikle Orta Koridor, Asya ile Avrupa arasındaki ticaret ve ulaşım güzergâhlarında Türk devletlerine daha etkin bir konum kazandırabilir. Bu güzergâhın başarısı ise Azerbaycan'ın ulaştırma altyapısı, Hazar geçişleri ve Türkiye'nin Avrupa'ya açılan bağlantılarıyla doğrudan ilişkilidir.

Diğer taraftan Türkmenistan'ın TDT'ye tam üyeliğinin teşvik edilmesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası görünürlüğünün artırılması çağrıları, teşkilatın siyasi ufkunun genişletilmesi bakımından önemlidir.

Bununla birlikte Türk dünyasının kurumsal gücü, yalnızca zirvelerde verilen mesajlarla ölçülemez. Ortak ekonomik projelerin hayata geçirilmesi, ticaret engellerinin azaltılması, ulaşım ağlarının bütünleştirilmesi ve siyasi anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi gerekir.

Türk devletlerinin önünde önemli bir tarihî fırsat bulunmaktadır. Bu fırsatın kalıcı bir jeopolitik güce dönüşmesi için devletler arasındaki güvenin korunması ve ortak çıkarların kişisel veya dönemsel siyasi tartışmaların üzerinde tutulması şarttır.

KARDEŞLİK SÖYLEMİ, KARŞILIKLI SAYGI VE STRATEJİK ORTAKLIKLA GÜÇLENİR

Bugün Türk dünyasının ihtiyacı, yalnızca ortak tarih ve dil üzerinden birlik mesajları vermek değil, bu birlikteliği somut siyasi ve ekonomik sonuçlara dönüştürmektir.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki de bu anlayışın en önemli sınavlarından biridir. Ankara'nın Bakü'deki uluslararası toplantılara hangi düzeyde katılım sağladığı, Bakü'nün Ankara'daki zirvede nasıl temsil edildiği ve iki ülkenin liderlerinin karşılıklı temasları, stratejik ortaklığın diplomatik pratiğini anlamak bakımından birlikte değerlendirilmelidir. Erdoğan'ın 8 Kasım Zafer Günü dolayısıyla Bakü'ye gerçekleştirmeyi planladığı ziyaret, bu açıdan yalnızca sembolik bir dayanışma görüntüsü değildir. Aynı zamanda iki ülke arasındaki siyasi diyaloğun güçlendirilmesi, karşılıklı hassasiyetlerin ele alınması ve stratejik iş birliğinin yeniden teyit edilmesi için önemli bir diplomatik fırsattır.

Türk dünyasının birliği, yalnızca zirve salonlarında çekilen aile fotoğraflarıyla değil, devletlerin birbirlerinin egemenlik haklarına, siyasi tercihlerine ve diplomatik hassasiyetlerine gösterdikleri karşılıklı saygıyla güç kazanacaktır. Çünkü güçlü bir Türk dünyasının yolu, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü, dengeli ve karşılıklı güvene dayanan stratejik ortaklıktan geçmektedir.

 

 

 

Yazar: Ülker Fermankızı

Son haberler