İYİ Parti Ankara Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın hem partisinden hem milletvekilliğinden istifa etmesi, yalnızca bir milletvekilinin siyasi yol ayrımı olarak okunabilir mi? Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu’nun açık istifa çağrısı üzerine gelen karar, partide siyasi kimlik, fikir ayrılıkları ve liderlik anlayışı tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Ancak asıl soru şu: İYİ Parti bugün kendi geleceğini mi inşa ediyor, yoksa geçmiş dönemin siyasi tercihlerinin sonuçlarıyla mı mücadele ediyor?
Bir açıklama, bir istifa çağrısı ve Ankara siyasetinde yeni bir kırılma
İYİ Parti’de yaşanan son gelişmenin merkezinde, Ankara Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin değerlendirmeleri bulunuyor. Fakıbaba’nın barış sürecini desteklediğini açıklaması ve İYİ Parti’ye katılırken “Ne mutlu Türk’üm diyene” ifadesini kullanmadığını, kendisini “Türkiye milliyetçisi” olarak tanımladığını söylemesi, parti yönetimiyle arasındaki görüş ayrılığını kamuoyunun önüne taşıdı.
Fakıbaba, gazeteci İsmail Saymaz’a yaptığı açıklamalarda, gençliğinden beri liberal görüşlere sahip olduğunu belirtirken kanın kanla temizlenemeyeceğini savundu. “Terörsüz Türkiye” sürecinin olumlu sonuçlanacağına inandığını ifade eden Fakıbaba, barış sürecinin yanında olduğunu da dile getirdi. Ayrıca Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu savunarak olası anayasa oylamasında “evet” oyu kullanacağını açıkladı.
Cumhuriyet’in haberinde aktarılan bu açıklamalar, tartışmanın yalnızca bir slogan üzerinden değil, partinin temel siyasi yaklaşımıyla ilgili daha geniş bir görüş ayrılığı üzerinden geliştiğini gösteriyor.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ise bu sözlere sert tepki gösterdi. Dervişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ diyemeyen birinin aramızda yeri yoktur. Siyasi namusun gereği olarak, AK Parti’den istifa ederken takındığı ve tarafımızdan da takdir edilen tutumu yeniden sergilemesini diliyor, partimizden ve milletvekilliğinden istifasını bekliyorum.”
Bu açıklamayla birlikte tartışma, iki siyasetçi arasındaki görüş ayrılığını aşarak parti disiplini, siyasi temsil ve milletvekilliğinin sorumluluğu başlıklarına taşındı.
Fakıbaba da genel başkanın çağrısının ardından kararını duyurdu:
“Sayın Genel Başkanımız Müsavat Dervişoğlu’nun isteği doğrultusunda İYİ Parti üyeliğinden; siyasi etik anlayışım gereği ise Ankara Milletvekilliği görevimden istifa ettiğimi kamuoyunun bilgisine saygılarımla sunarım.”
Böylece Fakıbaba, yalnızca İYİ Parti üyeliğini değil, Ankara milletvekilliği görevini de bırakacağını açıkladı. DHA’nın 21 Ekim 2026 tarihli haberinde de doğrulanan gelişme, İYİ Parti açısından siyasi sonuçları bakımından dikkat çekici bir dönüm noktası niteliği taşıyor.
Fakıbaba’nın siyasi geçmişi: Bir partiden diğerine uzanan yol
Ahmet Eşref Fakıbaba’nın siyasi geçmişi, Türkiye’de parti değiştirme tartışmalarının neden yalnızca bugünün meselesi olmadığını ortaya koyuyor.
Fakıbaba, 2015 ve 2018 yıllarında AK Parti’den milletvekili seçildi. 2022 yılında AK Parti’den istifa ederek İYİ Parti’ye katıldı. 2023 genel seçimlerinde ise İYİ Parti Ankara Milletvekili olarak Meclis’e girdi.
Bu siyasi yolculuk, farklı dönemlerde farklı siyasi çatılar altında siyaset yapan bir ismin, zaman içinde kendi görüşleriyle parti politikaları arasındaki mesafeyi nasıl değerlendirdiği sorusunu gündeme getiriyor.
Fakıbaba’nın son açıklamalarında İYİ Parti içerisinde bazı konularda farklı düşündüğünü ve bu görüşlerini partiye zarar vermemek adına zaman zaman kamuoyu önünde dile getirmediğini belirtmesi de önem taşıyor. Bu ifade, yaşanan ayrılığın yalnızca son açıklamayla sınırlı olmayabileceğine işaret ediyor.
Burada iki ayrı mesele var: Birincisi, bir milletvekilinin kendi siyasi görüşlerini açıklama hakkı; ikincisi ise o milletvekilinin temsil ettiği partinin temel politikalarıyla ne ölçüde uyum içinde olduğu.
Siyasi partiler, ortak ilkeler etrafında bir araya gelen kadrolardan oluşur. Ancak bu birliktelik, her konuda mutlak görüş birliği anlamına gelmez. Asıl sınav, farklılıkların nasıl yönetildiğinde ortaya çıkar. Görüş ayrılıkları tartışılarak çözülebilir, parti içinde müzakere edilebilir veya tarafların yollarını ayırmasıyla sonuçlanabilir.
Fakıbaba olayında ise süreç, iç tartışmanın ardından açık bir istifa çağrısına ve iki görevi birden bırakma kararına dönüştü.
Dervişoğlu’nun kararı: Parti çizgisini korumak mı, krizi büyütmek mi?
Müsavat Dervişoğlu’nun tavrı iki farklı açıdan değerlendirilebilir.
İlk açıdan bakıldığında, bir siyasi parti genel başkanının partisinin temel ilkeleriyle bağdaşmadığını düşündüğü açıklamalara karşı tutum alması, siyasi sorumluluğunun bir parçasıdır. Genel başkan, partisinin kimliğini ve seçmenlerine verdiği mesajı korumak ister. Özellikle milliyetçi siyaset iddiasındaki bir partinin, kimlik ve terörle mücadele başlıklarında ortaya çıkan görüş ayrılıklarına kayıtsız kalması beklenemez.
Ancak ikinci açıdan bakıldığında, bir milletvekilinin açıklamasına doğrudan istifa çağrısıyla karşılık verilmesi, parti içindeki farklı düşüncelerin hangi sınırlar içinde ifade edilebildiği sorusunu da beraberinde getirir.
Dervişoğlu, Fakıbaba’dan yalnızca parti üyeliğinden değil, milletvekilliğinden de istifa etmesini istedi. Bu talep, siyasi sorumluluğu parti aidiyetinin ötesine taşıyan bir yaklaşım ortaya koydu.
Fakıbaba’nın da bu çağrı üzerine iki görevinden birden ayrılacağını açıklaması, siyasi etik konusundaki kendi değerlendirmesini ortaya koyuyor. Bununla birlikte, milletvekilliğinden istifa kararının hukuki sonuçları ve kesinleşme süreci, ilgili Meclis prosedürleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.
Buradaki asıl mesele, Dervişoğlu’nun sert davranıp davranmadığından ibaret değil. Asıl mesele, bu kararın İYİ Parti’ye uzun vadede ne kazandıracağıdır.
Parti çizgisini netleştirmek, kısa vadede tabana güçlü bir mesaj verebilir. Fakat siyasi çizgiyi korumak ile farklı görüşleri yönetebilmek aynı şey değildir. Bir parti, temel ilkelerinden taviz vermeden de kendi içinde tartışma kültürü geliştirebilir. Bunun başarılamadığı durumlarda ise her görüş ayrılığı, yeni bir ayrılık ihtimalini beraberinde getirir.
Akşener döneminin mirası: Bugünkü sorunların tamamı geçmişe mi ait?
İYİ Parti’de yaşanan bu gelişme, gözleri eski Genel Başkan Meral Akşener dönemine de çeviriyor.
Akşener’in liderliğinde kurulan İYİ Parti, Türk siyasetinde özellikle merkez sağ, milliyetçi seçmen ve iktidara alternatif arayan kesimler açısından önemli bir siyasi iddia ortaya koymuştu. Parti, farklı siyasi geçmişlerden gelen isimleri aynı çatı altında buluşturmayı hedefledi. Ancak farklı beklentileri bir arada tutmak, yalnızca seçim dönemlerinde ortak hedef belirlemekle mümkün olmuyor. Bu çeşitliliğin kalıcı bir siyasi programa dönüştürülmesi de gerekiyor.
Genel seçimler, yerel seçimler ve seçim sonrasında alınan siyasi kararlar, partinin yönü hakkındaki tartışmaları canlı tuttu. Özellikle muhalefet ittifakları, aday tercihleri ve partinin iktidar karşısındaki konumlanışı, İYİ Parti’nin siyasi kimliğinin nasıl tanımlanacağı sorusunu gündemde tuttu.
Meral Akşener’in genel başkanlığı bırakmasının ardından Müsavat Dervişoğlu’nun önünde iki önemli görev bulunuyordu: Partinin kurumsal devamlılığını sağlamak ve yeni bir siyasi yön oluşturmak.
Ancak lider değişikliği, geçmiş dönemde ortaya çıkan sorunları kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Teşkilat yapısı, seçmenle kurulan ilişki, parti içindeki farklı grupların beklentileri ve siyasi stratejiye ilişkin anlaşmazlıklar, yeni yönetimin de önüne çıkabiliyor.
Bu nedenle Fakıbaba’nın istifasını doğrudan Meral Akşener’in sorumluluğuna bağlamak, eldeki verilerle kesin bir sonuca ulaşmak anlamına gelir. Bugünkü ayrılığın hangi ölçüde geçmiş yönetimin tercihleriyle, hangi ölçüde Fakıbaba’nın kendi siyasi görüşleriyle ve hangi ölçüde mevcut yönetimin tutumuyla bağlantılı olduğunu değerlendirmek için daha kapsamlı veriler gerekir.
Bununla birlikte, Akşener döneminden kalan siyasi mirasın tartışmaya açılması son derece doğaldır. Bir lider görevden ayrıldığında, onun döneminde alınan kararların sonuçları hemen ortadan kalkmaz. Yeni yönetim, geçmişin yükünü devralırken aynı zamanda kendi kararlarının sorumluluğunu da üstlenir.
Dolayısıyla bugün İYİ Parti’de yaşanan sorunların tamamını eski genel başkana yüklemek ne yeterince açıklayıcıdır ne de yeni yönetimin sorumluluğunu ortadan kaldırır.
“Faturayı Dervişoğlu ödüyor” tartışması
İYİ Parti kulislerinde ve parti tabanında geçmiş dönemin kararlarının bugünkü siyasi tablo üzerindeki etkisi tartışılabilir. Ancak “bütün sorunların tek sorumlusu Akşener” değerlendirmesini doğrulanmış bir olgu olarak sunmak doğru değildir.
Buna rağmen siyasi açıdan önemli bir gerçek bulunuyor: Yeni genel başkanlar, çoğu zaman kendilerinden önce alınan kararların sonuçlarıyla mücadele etmek zorunda kalır. Seçmen, geçmişte yaşanan tartışmaları yalnızca eski yönetime ait bir mesele olarak görmeyebilir; partinin bugünkü performansını da aynı siyasi hafızanın devamı olarak değerlendirebilir.
Dervişoğlu’nun karşı karşıya olduğu güçlük de burada ortaya çıkıyor. Bir yandan partinin temel kimliğini koruması, diğer yandan geçmiş dönemden devraldığı siyasi sorunları aşarak seçmene yeni bir gelecek perspektifi sunması gerekiyor.
Fakıbaba’nın ayrılığı, tek başına İYİ Parti’nin siyasi geleceğini belirleyecek bir gelişme olarak görülmemeli. Ancak bu olay, partinin farklı siyasi eğilimleri ne ölçüde bir arada tutabildiğine ilişkin önemli bir örnek oluşturuyor.
Bir siyasi partinin gücü yalnızca kaç milletvekiline sahip olduğuyla ölçülmez. Partinin ortak hedefleri, teşkilatlarının uyumu, seçmen güveni ve kendi içindeki görüş ayrılıklarını yönetebilme kapasitesi de belirleyicidir.
Eğer bir parti, farklı görüşleri yalnızca kriz anlarında hatırlıyor ve sorunları istifa çağrılarıyla çözmeye çalışıyorsa, bu yaklaşımın uzun vadeli sonuçlarını da hesaba katmak zorundadır.
Öte yandan, ortak ilkelerin tamamen belirsizleşmesi de siyasi kimliği zayıflatabilir. Bu nedenle mesele, her görüşü koşulsuz kabul etmek ya da her farklılığı tasfiye etmek değildir. Mesele, hangi farklılıkların parti içinde müzakere edilebileceğini, hangi konuların ise partinin temel siyasi çizgisiyle bağdaşmadığını açık ve tutarlı biçimde ortaya koyabilmektir.
Fakıbaba’nın istifası seçmene ne söylüyor?
Fakıbaba’nın hem parti üyeliğinden hem milletvekilliğinden ayrılma kararı, siyasi temsil konusunda da önemli bir tartışma doğuruyor.
Milletvekilleri, Meclis’e bireysel olarak seçilseler de siyasi partiler, aday belirleme ve seçim kampanyaları yoluyla temsil sürecinde önemli bir rol oynar. Bu nedenle parti ile milletvekili arasındaki ilişki, yalnızca kişisel bir tercih meselesi değildir; seçmen iradesiyle de bağlantılıdır.
Fakıbaba’nın kendi ifadesiyle milletvekilliğinden istifasını siyasi etik anlayışına dayandırması, bu ilişkiye yönelik kişisel yaklaşımını gösteriyor. Ancak burada daha geniş bir soru da var: Bir milletvekili, partisiyle temel konularda anlaşmazlık yaşadığında seçmenine karşı sorumluluğunu nasıl yerine getirmelidir?
Bir görüşe göre, parti çizgisiyle ciddi biçimde ayrışan milletvekilinin görevini bırakması siyasi tutarlılık göstergesidir. Diğer görüşe göre ise milletvekilinin asıl sorumluluğu seçmene karşıdır ve görüş ayrılıkları tek başına milletvekilliğinden ayrılmayı zorunlu kılmaz.
Fakıbaba kendi tercihini yaptı. Bu tercih, siyasi etik açısından tartışılabilir; fakat onun kararını tek başına bütün siyasetçiler için geçerli bir ölçüye dönüştürmek de doğru olmaz.
İYİ Parti için asıl sınav bundan sonra
İYİ Parti’nin önünde artık yalnızca bir istifa dosyası değil, siyasi kimliğini yeniden anlatma zorunluluğu bulunuyor.
Parti yönetiminin, milliyetçilik, terörle mücadele, barış süreci ve anayasal değişiklikler gibi başlıklardaki yaklaşımını seçmene açık biçimde anlatması gerekiyor. Bu konularda net bir siyasi çizgi ortaya koymak önemli; ancak aynı ölçüde önemli olan, bu çizginin nasıl belirlendiği ve parti içinde nasıl tartışıldığıdır.
Dervişoğlu’nun Fakıbaba’ya yönelik tavrı, kendi tabanına kararlılık mesajı verebilir. Ancak bu mesajın siyasi başarıya dönüşmesi, yalnızca ayrılıkların yaşanmasına değil, partinin geleceğe dönük somut politikalar üretmesine bağlı.
İYİ Parti, geçmiş dönemin tartışmalarını sürekli yeniden gündeme getirerek siyasi enerjisini tüketirse yeni seçmenlere ulaşmakta zorlanabilir. Buna karşılık, geçmişteki hatalardan ders çıkarıp teşkilatlarını güçlendirir, karar alma mekanizmalarını daha tutarlı hâle getirir ve seçmene güven veren bir program ortaya koyarsa liderlik değişimini gerçek bir yenilenme fırsatına dönüştürebilir.
Bu noktada Meral Akşener dönemini değerlendirmek kadar, Müsavat Dervişoğlu döneminin hangi sonuçları üreteceğine bakmak da gerekiyor. Çünkü siyasi sorumluluk, yalnızca geçmişte alınan kararlarla değil, bugün verilen kararların sonuçlarıyla da ölçülür.
SONUÇ VE YORUM: Siyasette asıl mesele, kimin gittiği değil, neden gidildiğidir
Ahmet Eşref Fakıbaba’nın istifası, İYİ Parti açısından bir milletvekilinin kaybından daha geniş bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Olayın merkezinde, siyasi kimlik ile kişisel görüşler arasındaki sınır, parti disiplini ile düşünce özgürlüğü arasındaki denge ve liderliğin kriz yönetme biçimi bulunuyor.
Dervişoğlu, partinin temel ilkelerini korumak adına sert bir tutum sergiledi. Fakıbaba ise bu çağrı üzerine hem parti üyeliğinden hem milletvekilliğinden ayrılacağını açıkladı. Bu süreçte iki ismin de kendi siyasi değerlendirmeleri doğrultusunda hareket ettiği görülüyor. Ancak ortaya çıkan sonucun İYİ Parti’yi güçlendirip güçlendirmeyeceği henüz ayrı bir değerlendirme konusu.
Meral Akşener döneminin siyasi mirası da bu tartışmanın dışında tutulamaz. Ne var ki geçmiş yönetimi bütün sorunların tek sorumlusu ilan etmek, bugünkü yönetimin önündeki görevleri küçümsemek anlamına gelir. Dervişoğlu artık yalnızca geçmişin sonuçlarını devralan bir genel başkan değil; kendi siyasi kararlarının sonuçlarından da sorumlu olan liderdir.
Siyasette bir istifayı yönetmek başka, bir partinin geleceğini yönetmek başkadır. Bir milletvekilinin ayrılığı üzerinden kararlılık göstermek mümkün olabilir. Fakat asıl başarı, o ayrılığın ardından partinin neden yoluna devam etmesi gerektiğini seçmene anlatabilmektir.
İYİ Parti’nin bugün ihtiyacı olan şey, yalnızca kimin haklı olduğunu tartışmak değil; seçmene hangi sorunları nasıl çözeceğini, hangi ilkeler etrafında siyaset yapacağını ve geçmişteki tartışmalardan ne öğrendiğini gösterebilmektir.
Çünkü siyasi partiler, yalnızca kendileriyle aynı düşünenleri bir arada tutabildikleri için değil, farklılıklarını yöneterek ortak bir gelecek kurabildikleri ölçüde güçlenir.
Fakıbaba’nın istifası bu açıdan bir son değil, İYİ Parti’nin siyasi kapasitesini sınayan yeni bir eşiktir. Bu eşiğin aşılması, geçmişe kimin fatura çıkaracağından çok, bugünün yönetiminin yarın için ne inşa edeceğine bağlıdır.
Yazar: Gülçin Hayat