DOLAR
49,94 ₺
EURO
55,90 ₺
STERLİN
67,12 ₺
ALTIN
2.580,00 ₺
BITCOIN
93.500 ₺
FAİZ
50,00%
Gündem Politika Ekonomi Analiz Dünya Röportaj Spor Türk Dunyası Yalova Haber
Menü
Dil
Türkçe İngilizce

BÜYÜK TURAN TARTIŞMASI: ALİYEV’İN ANKARA ZİRVESİ’NE KATILMAMASI NE ANLAMA GELİYOR? MOSKOVA’NIN SEVİNDİĞİ TABLO!

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in TDT Zirvesi’nde yer almaması, Türk dünyasında yeni bir siyasi tartışmayı beraberinde getirdi.

|
BÜYÜK TURAN TARTIŞMASI: ALİYEV’İN ANKARA ZİRVESİ’NE KATILMAMASI NE ANLAMA GELİYOR? MOSKOVA’NIN SEVİNDİĞİ TABLO!

Bakü-Ankara ilişkilerindeki stratejik farklılıklar, İsrail meselesi ve Kazakistan’ın Rusya’ya yönelik açılım önerisi aynı soruyu gündeme taşıdı: Türk devletleri ortak bir siyasi irade oluşturabilecek mi?

Türk dünyasının siyasi geleceği açısından önemli bir dönemeçten geçilirken Ankara'daki Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Zirvesi, beklenmedik bir tartışmanın merkezine yerleşti. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in zirveye katılmaması, özellikle Rusya'daki siyasi yorum çevrelerinde "Büyük Turan dağılıyor" değerlendirmelerine neden oldu.

Peki gerçekten Türk dünyasında bir çözülme mi yaşanıyor?

Yoksa yaşananlar, Türk devletlerinin kendi ulusal çıkarları doğrultusunda farklı dış politika öncelikleri belirlemesinin bir sonucu mu?

Bu sorulara yalnızca Ankara'dan bakarak cevap vermek mümkün değil. Özellikle Azerbaycan'ın son yıllarda izlediği bağımsız dış politika, bölgesel güvenlik tercihleri ve stratejik ortaklıkları dikkate alınmalı.

Bakü'nün İsrail politikası, Ankara'nın Filistin hassasiyeti

Ekim ayında Bakü'de düzenlenen Asya'da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CICA) kapsamında yaşananlar, Ankara ile Bakü arasındaki dış politika farklılıklarını yeniden gündeme taşıdı.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile teması sonrasında, 15 Ekim'de Herzog'un konuşması sırasında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu Türk heyeti salonu terk etti. Azerbaycan heyeti ise bu tutuma katılmadı.

Burada iki ülkenin farklı stratejik öncelikleri söz konusu.

Türkiye, Gazze'deki gelişmeler ve Filistin meselesi üzerinden İsrail'e yönelik sert diplomatik tutumunu sürdürürken Azerbaycan, İsrail ile ilişkilerini savunma, enerji ve güvenlik boyutlarıyla değerlendiriyor.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre İsrail, 2016-2020 döneminde Azerbaycan'ın ana silah ithalatının yüzde 69'unu karşılıyordu. Bu veri, Bakü-Tel Aviv ilişkilerinin güvenlik politikası açısından taşıdığı ağırlığı ortaya koyuyor.

Dolayısıyla Azerbaycan'ın İsrail ile ilişkilerini Türkiye'nin dış politika öncelikleriyle tamamen aynı çizgide yürütmesini beklemek, Bakü'nün kendi devlet çıkarlarını ve bölgesel güvenlik hesaplarını göz ardı etmek anlamına gelir.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik ve müttefiklik ilişkisi, her uluslararası meselede aynı diplomatik yöntemin izleneceği anlamına gelmiyor.
Aliyev'in yokluğu: Diplomatik mesaj mı, program çakışması mı?

30 Ekim'de Ankara'da gerçekleştirilen TDT Zirvesi'ne İlham Aliyev katılmadı. Azerbaycan'ın resmî açıklamasında, daha önceden planlanan program ve yoğun çalışma takvimi gerekçe gösterildi. Aliyev aynı gün Bakü'de düzenlenen ilk FIFA U-15 Dünya Kupası ve Festivali'nin final programına katılarak ödülleri takdim etti.
Azerbaycan'ı zirvede Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti.

Bu nedenle Aliyev'in katılmamasını doğrudan Ankara'ya verilmiş bir diplomatik cevap olarak nitelendirmek için yeterli kanıt bulunmuyor. Ancak zamanlama ve öncesinde yaşanan gelişmeler, bu tercihin siyasi çevrelerde tartışılmasına neden oldu.

Bakü'nün burada verdiği mesajı doğru okumak gerekiyor: Azerbaycan, Türk dünyasıyla iş birliğini sürdürürken dış politikasını yalnızca başka bir başkentin beklentilerine göre şekillendiren bir ülke değil.

Nitekim Azerbaycan'ın 44 günlük Vatan Savaşı sonrasında elde ettiği yeni jeopolitik konum, ülkenin bölgesel ve uluslararası ilişkilerinde daha geniş bir hareket alanı oluşturdu. Bakü bugün Türkiye ile stratejik müttefikliğini korurken İsrail, Avrupa, Orta Asya ve diğer bölgesel aktörlerle ilişkilerini de kendi öncelikleri doğrultusunda yürütüyor.

Bu yaklaşım, Türk dünyasından uzaklaşma olarak değil, Azerbaycan'ın bağımsız devlet politikası çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Moskova'nın beklediği fırsat mı doğuyor?

Aliyev'in zirveye katılmamasıyla birlikte Rus yorumcuların "Büyük Turan'ın sonu" söylemini öne çıkarması dikkat çekici. Moskova açısından Türkiye'nin Türk dünyasındaki etkisinin artması, Orta Asya'daki ulaşım ve enerji güzergâhlarının çeşitlenmesi ve bölgesel iş birliğinin güçlenmesi yakından takip edilen gelişmeler.

Ankara ile Bakü arasında ortaya çıkan her görüş ayrılığı, Rusya'nın kendi bölgesel etkisini koruma çabaları açısından bir tartışma alanı oluşturuyor. Ancak Ankara Zirvesi'nde yaşanan asıl dikkat çekici gelişme, yalnızca Aliyev'in yokluğu değildi.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Rusya'nın TDT+ formatına davet edilmesini veya teşkilatta gözlemci statüsü kazanmasını önerdi. Bu öneri, Türk dünyasının geleceği açısından çok daha kapsamlı bir tartışmayı beraberinde getiriyor.

Kazakistan'ın Rusya ile tarihî, ekonomik ve siyasi ilişkileri bulunuyor. Ülkenin Moskova ile iş birliğini sürdürmesi kendi dış politika dengeleri açısından anlaşılabilir. Ancak Rusya'nın Türk Devletleri Teşkilatı'nın kurumsal yapısına dahil edilmesi farklı bir meseledir.

Rusya çok sayıda Türk halkına ev sahipliği yapıyor olabilir. Fakat bu durum, Rusya'yı bir Türk devleti hâline getirmiyor. Üstelik Türk dünyasının ortak bir kurumsal kimlik oluşturma çabası sürerken Rusya'ya gözlemci statüsü önerilmesi, teşkilatın gelecekteki yönü hakkında yeni sorular doğuruyor.

Washington'ın Türk dünyasına ilgisi artıyor

Zirve öncesinde yaşanan bir başka gelişme de uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti. 29 Ekim'de ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Türk devletleri liderlerinin katıldığı resmî akşam yemeği sırasında telefonla arayarak Ankara'daki zirve için başarı dileklerini iletti.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından doğrulanan bu temas, Washington'ın TDT'ye ve Türkiye'nin bölgesel rolüne yönelik diplomatik ilgisinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Çünkü Türk dünyası bugün yalnızca kültürel yakınlık üzerinden tanımlanan bir coğrafya değil. Orta Asya'nın enerji kaynakları, Hazar geçişi, Orta Koridor, Avrupa ile Asya arasındaki ticaret ve lojistik bağlantıları, bu bölgeyi küresel güç rekabetinin önemli alanlarından biri hâline getiriyor.

Bununla birlikte Trump'ın telefon görüşmesinden belirli bir siyasi proje veya Büyük Turan'a yönelik Amerikan desteği sonucu çıkarmak için somut bir veri bulunmuyor.

Türk dünyasının asıl sınavı: Ortak çıkarlar ve siyasi irade

Bugünkü gelişmeler üç önemli başkentin farklı önceliklerini ortaya koyuyor. Ankara, Türk dünyasında siyasi ve ekonomik iş birliğini güçlendirmeyi ve Türkiye'nin bölgesel rolünü artırmayı hedefliyor.

Bakü, Türkiye ile stratejik müttefikliğini korurken bağımsız dış politika çizgisini, güvenlik önceliklerini ve uluslararası ortaklıklarını sürdürüyor. Astana ise Rusya ile tarihî ve ekonomik ilişkilerini dikkate alan çok yönlü bir denge politikası izliyor.

Ancak bütün bu farklılıkların ötesinde cevap bekleyen temel bir soru var: Türk Devletleri Teşkilatı, üyelerinin ulusal çıkarlarını ortak bir stratejik vizyonda buluşturabilecek mi?

Türk dünyasının birliği, devletlerin birbirinin bütün diplomatik kararlarını aynen benimsemesi anlamına gelmemeli. Gerçek birlik, farklılıkları ortadan kaldırmak değil, bu farklılıklara rağmen ortak hedefler etrafında hareket edebilmektir.

Azerbaycan'ın Türkiye ile ilişkileri de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bakü'nün kendi ulusal çıkarlarını gözetmesi, Ankara ile kardeşlik ve stratejik ortaklık ilişkilerini ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde Türkiye'nin Filistin politikası da Azerbaycan'ın dış politika tercihlerini belirleyen bir unsur olmak zorunda değildir.

Büyük Turan fikri, bir ülkenin diğerleri üzerindeki siyasi üstünlüğüyle değil, egemen devletlerin eşitliği ve ortak iradesiyle anlam kazanabilir. Aliyev'in Ankara'da bulunmaması Türk dünyasının dağıldığı anlamına gelmiyor. Fakat bu gelişme, Türk devletlerinin ortak siyasi vizyonunu somutlaştırma konusunda hâlâ çözmesi gereken önemli meseleler bulunduğunu gösteriyor.

Belki de bugün Moskova'nın sevinip sevinmediğinden daha önemli bir soru var: Türk dünyası, kendi geleceğini belirleyecek siyasi iradeyi gerçekten ortaklaştırabilecek mi?

 

 

Yazar: Ülker Fermankızı

Son haberler