“Amerika’da eşek kazanır, fil kaybeder; Türkiye’de vatandaş yine dönüp doların kaç lira olduğuna bakar!”
Dünyanın en güçlü ekonomilerinden birinde sandıklar açılırken, Türkiye’de milyonlarca insanın gözü aslında seçim sonuçlarından çok döviz tabelasında. Washington’da Demokratlar mı kazandı, Cumhuriyetçiler mi kaybetti, Kongre’nin dengeleri nasıl değişti? Bunlar elbette önemli. Ancak Türkiye’de vatandaşın aklından geçen soru biraz daha farklı: “Peki bunun bize faturası ne olacak?”
Çünkü Türkiye ekonomisinde ABD’deki siyasi gelişmeler, yalnızca dış politika haberlerinden ibaret değil. Doların küresel gücü, Amerikan Merkez Bankası’nın faiz kararları, uluslararası yatırımcıların tercihleri ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalar doğrudan Türkiye’nin ekonomik dengelerini etkileyebiliyor.
Bir başka ifadeyle, Washington’da değişen siyasi dengelerin yankısı bazen Ankara’da, bazen İstanbul’daki döviz bürosunda, bazen de marketteki fiyat etiketinde hissedilebiliyor.
Şimdi asıl meseleye gelelim: ABD’deki seçim sonuçları Türkiye ekonomisi için ne anlama geliyor?
Demokratların Kongre’de güç kazanması, Trump yönetiminin ekonomi politikalarını nasıl etkileyecek ve bu gelişmeler dolar, Türk lirası, enflasyon ve yatırım piyasalarına nasıl yansıyabilecek?

3 Kasım 2026'da ABD'de gerçekleştirilen ara seçimler, Başkan Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti açısından önemli bir siyasi yenilgiyle sonuçlandı. Demokrat Parti, Temsilciler Meclisi ve Senato'da çoğunluğu elde ederek Kongre'nin iki kanadında da kontrolü ele geçirdi. Sonuçlar yalnızca Washington'daki siyasi dengeleri değil, ABD'nin dış politika yaklaşımını, NATO içindeki ilişkileri ve Türkiye başta olmak üzere Avrupa ülkeleriyle yürüttüğü diplomatik süreçleri de etkileyebilecek yeni bir dönemin kapısını araladı...
ABD'de gerçekleştirilen ara seçimler, başkanlık seçimleri kadar dikkat çekmese de ülkenin siyasi yönetim mekanizması açısından son derece önemli bir yere sahip. Çünkü bu seçimler, görevdeki başkanın kalan iki yıllık döneminde hangi siyasi güçlerle çalışmak zorunda kalacağını ve Kongre'de ne ölçüde destek bulabileceğini belirliyor.
2024 yılında yeniden başkan seçilerek Beyaz Saray'a dönen Donald Trump, 2026 ara seçimlerinde Cumhuriyetçilerin Kongre'deki çoğunluğunu koruyamamasıyla yeni bir siyasi tabloyla karşı karşıya kaldı. Demokratlar, hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da çoğunluğu elde ederek Trump yönetiminin yasama gündemi üzerindeki hareket alanını daralttı. Böylece ABD'de Beyaz Saray ile Kongre'nin farklı siyasi partilerin kontrolüne geçtiği yeni bir yönetim dönemi başlayacak. Yeni Kongre Ocak 2027'de görevine başlayacak.
Associated Press ve Ballotpedia'nın seçim sonuçlarına ilişkin verileri, Demokratların özellikle Cumhuriyetçilerin geleneksel olarak güçlü olduğu bazı eyaletlerde önemli kazanımlar elde ettiğini gösteriyor.
Cumhuriyetçilerin Geleneksel Kalelerinde Demokratların Yükselişi...
Seçimlerin dikkat çeken yönlerinden biri, Demokratların yalnızca geleneksel seçmen tabanlarında değil, uzun yıllardır Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu eyaletlerde de başarı elde etmesi oldu.
Texas, Kansas, Iowa, Ohio, Maine, Kuzey Carolina ve Güney Carolina gibi eyaletlerde yaşanan sonuç değişimleri, Amerikan siyasetindeki seçmen eğilimlerinin yeniden şekillendiğini ortaya koydu.
Özellikle Texas'ta James Talarico'nun Senato yarışını kazanması sembolik önem taşıyor. Demokrat adayın bu eyalette elde ettiği başarı, Cumhuriyetçilerin geleneksel siyasi kalelerinden birinde seçmen tercihlerinin değişebildiğini gösterdi. Kansas'ta Adam Hamilton'un, Iowa'da Josh Turek'in, Maine'de Troy Jackson'ın ve Kuzey Carolina'da Roy Cooper'ın kazandığı Senato yarışları da Demokratların seçim haritasını genişletti.
Ohio'da eski Senatör Sherrod Brown'ın yeniden Senato'ya dönmesi ve Güney Carolina'da Annie Andrews'ın kazanması, seçimlerin dikkat çeken diğer sonuçları arasında yer aldı. Bu tablo, Cumhuriyetçilerin sadece bazı sandalyeleri kaybetmesinden ibaret değil. Aynı zamanda Trump'ın 2024 seçimlerinde oluşturduğu siyasi desteğin iki yıl içinde hangi ölçüde değiştiğine ilişkin önemli bir gösterge niteliği de taşıyor...
Seçmenler Trump'a Hangi Mesajı Verdi?
Seçim sonuçlarını yalnızca Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasındaki siyasi rekabet üzerinden değerlendirmek yeterli olmasa gerek. Çünkü seçim kampanyası boyunca seçmenlerin gündeminde ekonomi, hayat pahalılığı, enflasyon, enerji fiyatları, gümrük tarifeleri ve Trump yönetiminin İran politikası önemli yer tutuyordu...
Özellikle yüksek yaşam maliyetleri ve İran'la yaşanan savaşın ekonomik sonuçları, Cumhuriyetçilerin seçim performansını etkileyen başlıca konular arasında yer alıyor. Seçim sonrası yapılan değerlendirmelerde ise genç seçmenler ve Latin kökenli seçmenler arasında Demokratlara yönelişin arttığına da dikkat etmekde fayda var.
Burada önemli bir ayrıntı ise ABD seçmeninin başkanlık seçimini yenilemeden, başkanın politikalarını denetleyebilecek Kongre'nin siyasi yapısını değiştirme imkanı kazanmış oldu. Bu durumu ise Amerikan siyasi sisteminde yürütme ile yasama arasındaki denetim mekanizmasının yeniden güç kazanması şeklinde değerlendirmek mümkün ola bilir.
Trump'ın Önünde Nasıl Bir Siyasi Engel Var?
Demokratların Kongre'nin iki kanadında çoğunluğu elde etmesi, Trump yönetiminin önümüzdeki iki yıl boyunca daha güçlü bir siyasi muhalefetle karşılaşacağı demektir. Yani Demokratlar özellikle bütçe görüşmeleri, yönetim politikalarının denetlenmesi, kamu harcamaları ve federal kurumların faaliyetleri konusunda daha etkin bir rol üstlenebilecek.
Kongre komitelerinin başkanlıkları Demokratların eline geçeceği için Trump yönetiminin kararları hakkında soruşturmalar açılması, yetkililerin ifade vermeye çağrılması ve çeşitli belgelerin talep edilmesi de daha kolay olacak. Senato'nun kontrolü ise Trump'ın büyükelçi ve üst düzey yönetici adaylarının onaylanması sürecinde Demokratlara önemli bir siyasi güç sağlayacak.
Ancak bu sonuç Trump'ın başkanlık yetkilerini kaybettiği anlamına da gelmiyor...
Yani başkan, dış politika ve yürütme alanındaki önemli yetkilerini koruyor. Ayrıca Demokratların başkanlık vetosunu aşabilecek üçte iki çoğunluğa sahip olmaması, yasama sürecinde sınırlamalar oluşturuyor.
Dolayısıyla önümüzdeki iki yılın temel özelliği, Beyaz Saray ile Kongre arasında daha yoğun bir siyasi ve kurumsal mücadele yaşanması olabilir.
ABD Seçimlerinin Türkiye'ye, Avrupa'ya ve NATO Ülkelerine Etkisi:
Transatlantik İlişkilerde Yeni Dönem
ABD'de gerçekleştirilen ara seçimlerin sonuçları yalnızca Washington'un iç siyasi gündemiyle sınırlı değil. Demokratların Kongre'nin iki kanadında kontrolü ele geçirmesi, Türkiye başta olmak üzere Avrupa devletleri ve NATO üyeleri açısından da yeni bir diplomatik ve stratejik ortam oluşturuyor. Bu değişimin temelinde, ABD başkanının dış politika kararlarının artık daha güçlü bir Kongre denetimiyle karşılaşabilecek olması yatıyor.
Bununla birlikte Demokratların zaferi, Trump'ın dış politika çizgisinin otomatik olarak değişeceği anlamına gelmiyor. ABD başkanı diplomasi, askeri operasyonlar ve ticaret politikalarında önemli yürütme yetkilerini koruyor. Kongre ise bütçe, yaptırımlar, silah satışları, uluslararası anlaşmaların onaylanması ve yönetimin denetlenmesi gibi alanlarda etkili araçlara sahip.
Bu nedenle seçimlerin uluslararası sonuçlarını değerlendirirken yalnızca Demokratların kazandığı sandalyelere değil, Washington'daki yeni güç paylaşımının müttefik ülkelerin çıkarlarını nasıl etkileyeceğine de bakmak gerekiyor.
Ankara, Washington'daki Yeni Siyasi Dengeleri Nasıl Değerlendirecek?
Türkiye açısından seçim sonuçları özel bir önem taşıyor. Çünkü Ankara ile Washington arasındaki ilişkiler yalnızca NATO üyeliğiyle sınırlı değil. Suriye, Orta Doğu, savunma sanayisi, enerji güvenliği, Rusya ile ilişkiler ve bölgesel güvenlik gibi birçok hassas başlık iki ülkenin gündeminde bulunuyor.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5 Kasım'da yaptığı açıklamada ABD seçim sonuçlarının bölgede kalıcı barış ve istikrara katkı sağlamasını temenni etti. Erdoğan, Türkiye'nin hem ABD yönetimiyle hem de Temsilciler Meclisi ve Senato ile yakın diyaloğunu sürdüreceğini belirtti.
Bu açıklama, Ankara'nın Washington'daki siyasi değişimi yalnızca Beyaz Saray üzerinden değil, Kongre'deki yeni güç dengesi üzerinden de değerlendireceğini gösteriyor. Türkiye-ABD ilişkilerinde önümüzdeki dönemde özellikle savunma sanayisi, F-35 programı, F-16 tedariki, KAAN savaş uçağının motor ve teknoloji ihtiyaçları, Suriye'nin kuzeyindeki güvenlik meseleleri ve yaptırımlar gündemde kalmaya devam edecek gibi gözüküyor...
Ayrıca, Demokratların Kongre'de çoğunluk kazanması, Türkiye ile savunma iş birliği konusunda yeni bir siyasi değerlendirme sürecini beraberinde getirebilir. Özellikle Türkiye'ye yönelik silah satışları ve savunma teknolojisi transferleri konusunda Kongre'deki komitelerin tutumu önem kazanabilir.
Türkiye'nin NATO'nun önemli askeri güçlerinden biri olması ve Karadeniz'den Orta Doğu'ya uzanan stratejik coğrafyada bulunması, Ankara'nın Washington açısından önemini korumasını sağlayan temel faktörler arasında yer almasını da göz önünde bulundurmamız gerekiyor.
Ancak Demokratların Kongre'deki bazı üyelerinin Türkiye'nin bölgesel politikalarına yönelik eleştirel tutumları da dikkate alınmalı. Dolayısıyla yeni siyasi tablo, Türkiye açısından yalnızca fırsatlar değil, diplomatik açıdan yönetilmesi gereken yeni meseleler de oluşturabilir.
Ankara'nın hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat siyasi çevrelerle ilişkilerini geliştirmesi bu süreçte daha da önem taşıyacak...
Avrupa: ABD ile İlişkilerde Güvenlik ve Ekonomik Bağımsızlık Tartışması
Avrupa ülkeleri açısından seçimlerin en önemli sonuçlarından biri, Ukrayna'ya destek ve transatlantik güvenlik ilişkilerinin geleceği olacak.
Son yıllarda Avrupa devletleri, özellikle NATO çerçevesinde ABD'nin askeri kapasitesine ve güvenlik garantilerine büyük önem verdi. Ancak Trump yönetiminin Avrupa ülkelerinden savunma harcamalarını artırmalarını istemesi, ticaret tarifeleri konusundaki yaklaşımı ve Ukrayna savaşına ilişkin politikası Avrupa başkentlerinde tartışmalara neden oldu.
Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi, Ukrayna'ya askeri ve mali yardımın sürdürülmesini savunan siyasi çevrelerin Washington'daki etkisini artırabilir. Bununla birlikte Avrupa için asıl mesele yalnızca ABD'den gelecek desteğin miktarı değil, bu desteğin ne kadar öngörülebilir ve sürdürülebilir olacağıdır. Almanya, Fransa, Polonya, Finlandiya ve Baltık ülkeleri başta olmak üzere Avrupa devletleri, kendi savunma kapasitelerini artırma konusunu daha fazla gündeme almak zorunda kalabilir.
Avrupa'nın ABD'ye olan askeri bağımlılığını azaltma ve ortak savunma sanayisini geliştirme arayışları da bu yeni siyasi dönemde önem kazanacaktır. Ekonomik ilişkilerde ise ABD'nin gümrük tarifeleri politikası Avrupa açısından belirleyici olmaya devam edecek. Demokratların Kongre'yi kontrol etmesi, Trump'ın ticaret politikalarını tamamen değiştirebilecekleri anlamına gelmiyor. Başkanın yürütme yetkileri, ticaret alanında da önemli bir hareket alanı sağlıyor.
Dolayısıyla Avrupa'nın Washington ile ilişkilerinde hem siyasi hem de ekonomik açıdan yeni bir denge arayışı gündeme gelecek.
NATO: İttifak İçinde Yeni Güç Dengesi
ABD seçimlerinin NATO açısından önemi, yalnızca Washington'daki siyasi partilerin değişen sandalye sayısıyla açıklanamaz. Asıl mesele, ABD'nin Avrupa güvenliğine ilişkin taahhütlerinin nasıl sürdürüleceği ve NATO üyeleri arasında savunma sorumluluğunun nasıl paylaşılacağıdır.
Trump yönetiminin Avrupalı müttefiklerinden daha fazla savunma harcaması talep etmesi, NATO içinde uzun süredir devam eden bir tartışma. Demokratların Kongre'de çoğunluk kazanması, ABD'nin NATO'ya yönelik yaklaşımında Kongre kaynaklı yeni bir denetim mekanizması oluşturabilir. Ancak bu durum Trump'ın Avrupa'daki askeri varlık ve güvenlik politikalarını tek başına değiştirmeyeceği gibi, ABD'nin NATO'dan ayrılacağı yönündeki tartışmaları da otomatik olarak sona erdirmeyecek.
Avrupa ülkeleri açısından önemli bir diğer konu, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığının geleceği. Washington'un Almanya'daki asker sayısına ilişkin daha önce açıkladığı azaltma planları ve Avrupa'daki askeri konuşlanmayı yeniden değerlendirme süreci, NATO ülkeleri tarafından yakından izleniyor.
Bu noktada Demokratların kontrolündeki Kongre, Avrupa'daki Amerikan askeri varlığının azaltılması konusunda yönetim üzerinde denetim ve siyasi baskı oluşturabilecek araçlara sahip. Bununla birlikte NATO'nun geleceği yalnızca ABD'deki siyasi mücadeleye bağlı değil. Avrupa ülkelerinin kendi savunma kapasitelerini geliştirmesi ve ortak askeri üretim projelerine yönelmesi de ittifakın geleceğini şekillendirecek.
Rusya-Ukrayna Savaşı: Avrupa'nın Güvenlik Stratejisi Yeniden Gündemde
ABD seçimlerinin sonuçları, Rusya-Ukrayna savaşı ve Avrupa'nın güvenlik mimarisi açısından da önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Demokratlar arasında Ukrayna'ya askeri ve mali desteğin sürdürülmesini savunan güçlü bir siyasi grup bulunuyor. Bu nedenle yeni Kongre'nin Ukrayna'ya yönelik yardımlar konusunda Trump yönetimi üzerinde daha fazla baskı oluşturması mümkün.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Kongre'nin Ukrayna için bütçe ayırması, bu kaynakların mutlaka ve zamanında kullanılacağı anlamına gelmiyor. Başkanlık yönetiminin uygulama ve yürütme yetkileri de sürecin sonucunu belirleyecek. Avrupa devletleri açısından bu durum, güvenlik politikalarının yalnızca Washington'daki siyasi dengelere bağlı kalmaması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Polonya ve Baltık ülkeleri gibi Rusya'nın askeri faaliyetlerini doğrudan güvenlik tehdidi olarak değerlendiren ülkeler, ABD'nin Ukrayna politikasını özellikle yakından takip edecek. Demokratların Kongre'deki çoğunluğu, Ukrayna'ya desteğin devam etmesi yönünde siyasi bir denge oluşturabilir. Ancak savaşın sona ermesi, Rusya ile ilişkilerin geleceği ve Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesi konusunda kesin bir sonuç ortaya koymuyor.
Orta Doğu ve İran: Enerji Güvenliği de Etkilenecek
ABD seçimlerinin bir diğer önemli uluslararası boyutu Orta Doğu'daki gelişmeler. İran ile yaşanan savaş, seçim kampanyasının önemli tartışma başlıklarından biri oldu. Savaşın ekonomik maliyeti, enerji fiyatları ve Amerikan kamuoyundaki etkileri Cumhuriyetçilerin seçim performansını etkileyen faktörler arasında gösterildi.
Demokratların Kongre'de çoğunluk kazanması, ABD'nin İran politikasının ve askeri operasyonların daha fazla sorgulanmasına yol açabilir. Özellikle askeri harcamalar, savaşın finansmanı ve diplomatik çözüm arayışları yeni Kongre'nin gündeminde yer alabilir. Bu gelişmeler Avrupa ülkeleri açısından da önem taşıyor. Çünkü Orta Doğu'da yaşanabilecek yeni bir askeri gerilim, petrol ve doğal gaz fiyatlarından deniz taşımacılığına kadar birçok alanda uluslararası ekonomiyi etkileyebilir.
Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik riskleri ve enerji arzındaki olası kesintiler, Avrupa'nın ekonomik dengeleri üzerinde doğrudan sonuçlar doğurabilir. Türkiye ise coğrafi konumu nedeniyle bu gelişmelerden hem güvenlik hem de enerji politikaları bakımından etkilenebilecek ülkelerin başında geliyor. Bununla birlikte Demokratların seçim zaferinin İran ile savaşın sona ermesini veya enerji fiyatlarının kısa sürede düşmesini garanti etmediği de unutulmamalı.
Azerbaycan ve Güney Kafkasya Açısından Yeni Dönem
Washington'daki siyasi değişimin Türkiye kadar Azerbaycan ve Güney Kafkasya açısından da takip edilmesi gerekiyor. ABD'nin Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerine, bölgesel ulaşım projelerine, enerji güvenliğine ve Güney Kafkasya'daki güç dengelerine yönelik politikası, yalnızca Beyaz Saray'ın yaklaşımından ibaret değil.
Kongre'deki siyasi dengeler, bölge ülkelerine yönelik yaptırım politikaları, diplomatik girişimler ve savunma iş birliği konularında etkili olabiliyor. Demokratların Kongre'deki çoğunluğu, özellikle Azerbaycan'a yönelik siyasi yaklaşımın ve ABD'nin Ermenistan politikalarının yeniden tartışılmasına neden olabilir.
Bu nedenle Bakü açısından Washington'daki yeni siyasi kadrolarla diplomatik temasların geliştirilmesi, ABD-Azerbaycan ilişkilerinin karşılıklı çıkarlar temelinde ele alınması ve Türkiye ile stratejik iş birliğinin sürdürülmesi önem taşıyor. Güney Kafkasya'nın enerji ve ulaşım koridorları bakımından stratejik konumu da ABD'nin bölgeye yönelik politikalarında belirleyici olmaya devam edeceğini gösteriyor...
2028 Başkanlık Seçimlerinin Siyasi Hazırlığı Başladı
2026 ara seçimlerinin sonuçları yalnızca bugünkü siyasi güç paylaşımını değiştirmekle kalmıyor. Aynı zamanda 2028 başkanlık seçimlerinin siyasi zeminini de etkiliyor. Demokratlar elde ettikleri başarıyı kalıcı bir siyasi desteğe dönüştürmek ve farklı siyasi eğilimlere sahip parti gruplarını ortak bir program etrafında birleştirmek zorunda.
Cumhuriyetçiler açısından ise seçmenlerin neden farklı tercihlerde bulunduğunu değerlendirmek ve Trump'ın siyasi çizgisinin partinin geleceğine etkisini tartışmak önemli olacak. Özellikle ekonomi, hayat pahalılığı, dış politika ve yönetim anlayışı, 2028 seçimlerinin de temel tartışma başlıkları arasında yer alabilir.
Ancak ara seçimlerde elde edilen başarı, herhangi bir partinin 2028 başkanlık seçimlerini kazanacağını göstermiyor. Önümüzdeki iki yıl boyunca Amerikan siyasetinde yaşanacak gelişmeler yeni dengeler oluşturabilir.
Beyaz Saray Trump'ın, Kongre Demokratların
2026 ABD ara seçimlerinin en önemli siyasi mesajı, başkanlık seçimlerinde kazanılan zaferin sonraki yıllarda değişmez bir siyasi destek anlamına gelmediğidir. Donald Trump başkanlık görevini sürdürecek. Ancak artık Kongre'nin iki kanadında da farklı bir siyasi çoğunlukla çalışmak zorunda kalacak...
Demokratların zaferi, ABD'de yürütme ve yasama arasındaki güç dengesini değiştirdi. Bu durum Trump yönetiminin iç politikada daha fazla denetimle karşılaşmasına, dış politikada ise Kongre ile daha yoğun bir siyasi mücadele yaşamasına neden olabilir.
Türkiye, Avrupa ülkeleri ve NATO üyeleri açısından asıl mesele, bu yeni siyasi tablonun uluslararası güvenlik, savunma iş birliği, enerji politikaları ve diplomatik ilişkiler üzerindeki etkilerini doğru değerlendirmek olacak. Washington'daki değişim Ankara, Brüksel ve NATO başkentleri için yeni diplomatik hesaplamalar döneminin başlangıcını işaret ediyor.
Amerikan seçmeni bu kez başkanını değiştirmedi, ancak başkanın kararlarını denetleyecek siyasi gücün yerini değiştirdi. Önümüzdeki iki yıl, yalnızca ABD'nin iç siyasi dengeleri açısından değil, uluslararası ilişkilerin geleceği bakımından da yakından izlenmesi gereken bir dönem olacak...

Peki, Washington’daki bu siyasi değişimin Türkiye’ye faturası ne olacak?
Çünkü Türkiye ekonomisi açısından ABD’deki seçimler yalnızca siyasi bir gelişme değil, aynı zamanda döviz kurundan enerji maliyetlerine, dış finansmandan yatırımcı güvenine kadar uzanan bir ekonomik denklem.
Demokratların Kongre’de çoğunluğu kazanması, Trump’ın ekonomi politikalarını uygulamasını zorlaştırabilir. Ancak bu durum doların kendiliğinden değer kaybedeceği anlamına gelmiyor. Doların yönünü asıl belirleyecek olan Fed’in faiz politikası, ABD ekonomisinin performansı ve küresel piyasalardaki güven ortamı olacak.
Türkiye açısından risk ise oldukça açık gözüküyor!
Güçlü dolar, yüksek ABD faizleri ve gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı, zaten döviz ve enflasyon baskısıyla mücadele eden Türkiye ekonomisini zorlayabilir. Buna karşılık petrol fiyatlarının düşmesi ve küresel faizlerin gerilemesi Türkiye için avantaj yaratabilir.
Ancak mesele yalnızca Washington'da kimin kazandığı değil. Türkiye'nin kendi ekonomik politikaları, enflasyonla mücadelesi ve yatırımcı güvenini ne ölçüde sağlayabildiği de belirleyici olacak.
Sonuçta ABD'de Kongre'nin rengi değişebilir, Beyaz Saray'ın siyasi dengeleri yeniden şekillenebilir.
Fakat Türkiye'de vatandaşın beklentisi Beyaz Saray'daki gibi renkli değil, çok daha basit... Yani dolar istikrarlı olsun, market fiyatları yükselmesin, maaş ay sonuna kadar yetebilsin!
Anlayacağınız, Washington'da sandık kapanıyor, Türkiye'de ise vatandaşın ekonomik hesap makinesi hâlâ çalışıyor...
Yazar: Ülker Fermankızı