Siyasetin Aynası programında, Yalova Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Cemil Demiryürek ile uzun süredir beklenen bir röportaj gerçekleştirdik.
Bu röportaj için tam bir yıl bekledim. Çünkü Yalova’da bazı konular vardır; herkes bilir ama kimse açık açık sormaz. Sorulması rahatsız eder, cevabı ise bazı planları bozar…
Bugün yapılan bu röportaj bir nezaket ziyareti değildi aslında. Bir tanıtım çalışması hiç değil. Yalova’da yıllardır halı altına süpürülen, konuşuldukça gerilim yaratan ekonomi, sanayi, OSB ve rant başlıklarını doğrudan masaya yatırmak için yaptık. Başkan Demiryürek de bütün soruları tek tek cevapladı…
Konulara gelince, yeni değil. Tam tersine, bir yıldır bekleyen, Yalova gündeminde sürekli dolaşıp bilinçli şekilde geçiştirilen meselelerdir aslında. Kimlerin sanayiden ne anladığı, kimlerin OSB hayali kurduğu, kimlerin bu hayallerden nemalandığı ve kentin hangi yöne sürüklendiği bu röportajın ana eksenini oluşturuyor, bile diye biliriz, bence…
Bu nedenle röportaja Yalova’nın ekonomik durumu ile başlamak istedim. Çünkü Yalova uzun süredir “küçük ama pahalı”, “sanayisi sınırlı”, “potansiyeli var ama…” cümleleriyle anılıyor. Rakamlar konuşulduğunda ise tablo çoğu zaman muğlak bırakılıyor.
Bu nedenle Yalova’nın ekonomik durumunu, yoruma açık ifadelerle değil, doğrudan verilerle bir de YTSO Başkanı Cemil Demiryürek’in ağzından duymak istedim: “Yalova gerçekten güçlü bir ekonomi mi, yoksa bu sadece kâğıt üzerinde mi?
Başkan Demiryürek, Yalova’nın ekonomik tablosunu anlatırken net rakamlarla konuştu. Rakamlar önemliydi, çünkü Yalova uzun süredir ya küçümsenen ya da potansiyelinin altında gösterilen bir şehir. Oysa Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2025 verileri, tabloyu açıkça ortaya koyuyor…
Başkan Demiryürek: “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2025 verilerine göre Yalova, Türkiye’nin en gelişmiş ilk 10 ili arasında yer alıyor. Orta ve yüksek teknoloji sektöründe çalışan oranında Türkiye birincisiyiz. Kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasılada 7. , kişi başına vergi gelirinde ise 6. sıradayız.”
Bu rakamlar zaten Yalova’nın “küçük şehir” algısıyla açıklanamayacağını net biçimde ortaya koyuyor. Az alanda, yüksek katma değer üreten bir yapıdan söz ediliyor sonuçta. Asıl mesele bu yapının korunup korunmadığı ve popülist sanayi hamleleriyle zayıflatılıp zayıflatılmayacağı.

İkinci soruya geçit aldım: “Yeni OSB talepleri Yalova’nın ihtiyacından mı kaynaklanıyor, yoksa başka beklentilere mi işaret ediyor?” diye sordum.
Cevap çok bekletmedi. Başkan Demiryürek: “Mevcut OSB’lerde yatırım taahhütlerini yerine getirmeyen firmalar var. Finansmana erişim gerekçesiyle süreci uzatanlar bulunuyor. Bu nedenle taahhüdünü yerine getirmeyen firmalar için tahsis iptalleri gündemde. Yeni bir OSB’ye Oda olarak imza atmıyoruz. Önceliğimiz nitelikli ve ihtisaslaşmış sanayi.”
Bu yaklaşım, “her isteyene sanayi alanı” döneminin kapandığını gösteriyor. Yalova’da sanayi büyümesi artık nicelikle değil, disiplinle ölçülüyor. Bu da bazı hayalleri büyütürken, bazı beklentileri doğal olarak bitiriyor.
Bu röportajda ortaya koymak istediğim konular genel olarak Yalova’nın makyajsız fotoğrafı. Ne eksik, ne fazla. Ama bu fotoğrafın kadrajına girmeyen, özellikle girmesi istenmeyen başka gerçeklerden biri de tersaneler konusu. O yüzden sormadan edemezdim: “Yalova tersanelerin, tersaneler de ekonominin yükünü taşıyor ama bu yük Yalova’ya ne kadar geri dönüyor?
Başkan Demiryürek: “Tersanelerin YTSO bünyesine alınması gibi bir planımız yok. Ancak vergi gelirlerinin Yalova’da kalması yönünde güçlü bir talebimiz var. Vergilerin Yalova’ya ödenmesi ve Maliye Bakanlığı üzerinden belediyeye aktarılması konusunda Bakanlık düzeyinde olumlu geri dönüşler aldık” dedi.
Dayanamayıp bir daha teyit etmek için sordum: Bu dediklerinizin hayalden gerçeğe dönüşme konusundaki olası gerçek payı oranla ne kadardır? – diye sordum. Sandım ki başkan şimdi bir rakam söyleyecek. Ama öyle olmadı…
Başkan Demiryürek: “Bakanlık bu konuda söz verdi, bu söz bize yeterlidir” dedi.
Başkan cevap verirken, ben diğer konuyu kafamda düşünüyordum, evet bu şehirde ekonomi güçlü olabilir, sanayi de nitelikli olabilir, yatırım geliyor da olabilir, aynı başkanın anlattığı gibi, ama mesele şu: Bu doğrular kimin işine yarıyor, kimin canını yakıyor? Mesela, bugün Termal’deki tarihi Çamlık oteli yıllardır konuşuluyor. Sizce sorun yatırımcı mı, irade mi oluyor?
Başkan Demiryürek: “Termal’deki Tarihi Çamlık Otel için Sağlık Bakanlığı nezdinde girişimlerimiz sürüyor. Amacımız, otelci üyelerimizle rekabet etmek değil, iş birliği içinde bu tesisi yeniden hayata geçirmek” dedi.
Yani aslında göründüğü gibi kulislerde “yapılmıyor” denilen birçok iş aslında masada. Burada sanırım, sorun niyet değil, hız meselesi. Yani Yalova’nın turizmde kaybettiği bence en büyük şey para bile değil, zaman ve fırsattır!
Konu ‘Yalova’da turizm’ olunca, Yürüyen Köşk herkesin dilinde ama kimsenin ajandasında değil gibi gözüküyor. Acaba Ticaret Odası’nın ajandasında var mı böyle bir şey? diye bir sormak istedim.
Başkan Demiryürek: “Yürüyen Köşk’ün restorasyon maliyeti yaklaşık 60 milyon TL. Bu konuda çeşitli görüşmeler yapıldı. Yürüyen Köşk’ün restorasyonu için TOBB, İSO ve Bursa Ticaret Odası ile iş birliği gündemde. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’ndan destek sözü aldık. Önümüzdeki süreçte Yalova Belediye Başkanı Mehmet Gürel ile de irtibata geçilecek” dedi.
İşte hemen o an, hatırladım ki, geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Yalova mitinginde Yürüyen Köşk’le ilgili olarak Belediye Başkanı Mehmet Gürel’in gerekli görüşmeleri yaptığını ve restorasyonun kısa sürede başlayacağını söyledi. O yüzden de dayanamadım ve sordum: “Bu açıklamayla, sizin bahsettiğiniz görüşmeler aynı süreci mi kapsıyor?”
Başkan Demiryürek: “Hayır, bu ayrı bir görüşme. Belediye Başkanı kendi sürecini yürütmüş olabilir. Benim yaptığım görüşmeler ise ayrı. Tamamen destek olmak amacıyla yapılan temaslar…” dedi.
Bu cevap, Yürüyen Köşk’ün neden yıllardır “konuşulan ama bitmeyen” bir dosya olduğunu da özetliyordu bana göre, Ortada tek bir yapı var ama birden fazla temas, birden fazla kanal ve paralel yürüyen süreçler söz konusu gibi gözüküyor bana göre. Kimsenin kötü niyeti yok belki ama dosya çok el değiştirince hız da kaçınılmaz olarak düşüyor. Yalova’nın ihtiyacı olan şey, niyet değil; tek merkezli ve net bir yol haritası!
Başkanın eğitime özellikle öğrencilere destek olduğunu çok duymuştum. O yüzden kulislerde konuşulan ama hiç bir zaman başkanın yüzüne sormayı cesaret etmeyenlere inat konuşulduğu şekliyle sormak istedim: Eğitime ve Kadın Girişimciliğine verdiğiniz destekler sadece vitrin değildir herhalde?
Başkan Demiryürek: “Burs verdiğimiz öğrenci sayısını 100’den 350-400’e çıkardık. Bunun yarısı meslek lisesi öğrencileri. Başvuran tüm öğrencilere burs verdik. Kadın girişimciler için İDO ile yaptığımız protokolle %20 indirim sağladık. Yenikapı Terminali’nde kadın kooperatifleri için satış alanı açıyoruz” dedi.
Bu tablo, rakamlarla konuşulan bir sosyal destek politikasına işaret ediyor aslında. Gösterişten çok, doğrudan temas edilen bir alan bence. Tabii ki, etkisi zamanla ölçülür, ama başkanın yönü göründüğü gibi net!
Yalova’da son zamanlar kulağımıza gelen haberlerden en önemlisi de, turistik bir il olan Yalova’da otellerin mühürlenmesi konusudur. Bu konunun da halı altına süpürülmesine gönlüm razı gelmedi… Yani ‘Avrupa Avrupa’ çok diyoruz ya, bu Avrupa standartları sınavından Yalova otelleri geçer mi, ya sınıfta mı kalır, çok merak ediyordum. Bende sordum: “Yalova otelleri yatırımcı ağırlamaya hazır mı, yoksa “idare eder” seviyesinde mi?
Başkan Demiryürek: “Bolu yangını, turizm açısından Türkiye adına büyük bir olumsuzluk yaşattı. Bu faciada birçok aileyi kaybettik ve bu bakımdan çok üzgünüz. Ama bununla birlikte, Türkiye genelinde otellerin sıkı şekilde denetlenmesi gündeme geldi. Biz de baktık ki Yalova’da bile birçok otel buna hazır değilmiş. Bunları tespit ettik. Sayın Valimizle birlikte bu kapsamda toplantılar yaptık. Burada amaç otellerin kapatılması değildi; sadece eksiklerin tamamlanmasıydı. Bunun için belirli bir süreç tanındı. Bu süreç sağlandı. Yapabilenler yaptı. İmarla bağlı konuların yetişmesi mümkün değildi. Burada belediyelerimizin de bir risk almaması gerekiyordu. İmar konuları uzun konular dedik ve biz de devreye girdik. Biraz imtiyaz kendilerine sağladık. Buraya gelen her misafirimizin güvenle kalabilmesi adına ciddi çalışmalar yaptık.”
Bu cevap, Bolu faciasının Yalova için geç kalınmış bir uyarı olduğunu açıkça gösteriyor. Denetimlerin “sonradan” başlaması, bugüne kadar bazı eksiklerin görmezden gelindiğini düşündürüyor. Otelleri kapatmak yerine süre tanınması iyi niyetli ama sorumluluğun kimde olduğu hâlâ muğlak. “İmar konularında imtiyaz” ifadesi, Avrupa standartları söylemiyle yan yana durunca ister istemez soru işareti yaratıyor, bana göre. Yalova turizmde niyet olarak doğru yerde ola bilir, fakat hazırlık konusunda hâlâ sınavda gibi…
Son olarak ise bana göre en önemli konuydu. Sordum ki: Yalova, son 5 yılda yabancı yatırımcı açısından bir yükseliş mi yoksa düşüş mü yaşadı? Mevcut durumu etkileyen başlıca faktörler nedir?
Başkan Demiryürek: “Yabancı yatırımcı anlamında Yalova, Bakanlığın listesinde ikinci sırada gözüküyor. Aslında bunun en büyük nedenlerinden biri yine tersanelerimiz. Bugün Yalova tersaneleri daha çok Norveç’e gemi üretiyor. Aynı zamanda oradan bazı şirketler burada yatırımlar yapıyor. İhracat rakamlarına baktığımızda, ihracatın yüzde 90’ının tersaneler tarafından yapılıyor olması, yabancı yatırımcıların neden Yalova’yı tercih ettiğini açıklıyor. Termal’de Arap turizmi varken, bugün Yalova’da Norveçliler çok. Nereye gidiyorsun, Norveçli… Artık aileleriyle geliyorlar. Ama Yalova’yı tanıtmamız ve güzel anlatmamız lazım diye düşünüyorum.”
Bu cevap, Yalova’nın yabancı yatırımda yükselişini net rakamlarla ortaya koymasa da; tablo güçlü, itirazı zor. Ancak gücün neredeyse tamamının tersanelere dayanması, başarı kadar kırılganlığı da içinde barındırıyor. Norveç örneği değerli; yatırımcının artık ailesiyle gelmesi güven göstergesi ama bu güvenin kalıcı olması şehrin sunduklarıyla doğrudan bağlantılı.
“Yalova’yı tanıtmamız lazım” cümlesi, aslında bugüne kadar bu alanda eksik kalındığının da sessiz bir itirafı. Potansiyel var, veri var; mesele artık hikâyeyi doğru anlatmakta.
Ben de her zamanki gibi dayanamayıp, uluslararası basında çalışan bir gazeteci olarak Yalova’yı uluslararası basına taşımamız gerektiğini vurgulayarak röportajı basının gücü notasıyla sonlandırmak istedim. Başkan da niyetimi galiba anladı, sözlerime gülümseyerek cevap verdi: “Tabii ki, katılıyorum. O da çok önemli.”
Bir şehir rakamlarla büyür, ama kimliğini anlatabildiği kadar kalıcı olur. Yalova’nın eşiğinde durduğu şey tam da bu: Gücü var, hikâyesi hazır; şimdi mesele, aynaya bakıp bunu dünyaya cesurca söylemek!
Çünkü bir dönem “Suriyelilerle dolu” diye anılan Yalova, bugün Norveç’e kapı açıyorsa; bu bir tesadüf değil, ekonominin yön değiştirdiğinin sessiz ama net göstergesi olsa gerek…
Daha detaylı video röportajda…
Yazar: Ülker Fermankızı