Yalova’nın Pazaryerinde Sessiz Bir Çığlık: Emekçi Kadınlar İlk Defa Bu Kadar Yüksek Konuştu…

Kapalı Kapılar, Görünmez Emek ve Sessiz Bir Öfke…

Bugün pazarda gördüğüm tablo, siyasetin cilalı yüzünden çok uzaktaydı. Yalova AK Parti Kadın Kolları Başkanı Selihan Dicle Şimşek oradaydı, ama esas haber onun varlığı değil; görmezden gelinen, duyulmayan kadınların öfkesiydi. Siyasetin kılık değiştirdiği, herkesin şehrin geleceğini pazarladığı bu ortamda, pazaryerindeki kadınlar Selihan hanımı bir başkan olarak değil de, derdini anlatacak komşu kadın olarak gördüklerini açıkça ve yüksek sesle söylediler: “Siz de olmasanız bizi kimse arayıp sormuyor…”

Bu cümle, sadece kırgınlık değil, uzun zamandır kapalı kapılar ardında biriktirilmiş emek ve hak talebinin çarpıcı özetiydi, bana göre. Kadınlar, ekonomik olarak görünür kılınmak, fikirlerinin karşılık bulmasını istemek ve siyasetin sözcük oyunlarının ötesinde bir muhatap bulmak için seslerini yükseltti.

AK Parti Yalova Kadın Kolları Başkanı Selihan Dicle Şimşek, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, kadına yönelik şiddetin “her koşulda kabul edilemez bir insanlık suçu” olduğunu vurguladı.

Ancak Selihan Hanım, sadece sözlerle yetinmedi. Pazaryerindeki emekçi kadınları, yanında getirdiği Türk kahvesiyle ziyaret etti. Bu ziyaret, öyle süslü, medyaya yönelik, gösterişli bir protokol ziyareti değildi. Seçim öncesi bir poz verme çabası hiç değildi…

Sanki pazarda her hafta karşılaşılan bir komşu gibi, dostane bir şekilde kadınların yanına oturdu, dertlerini dinledi, onların sorunlarını paylaşmak ve bir nebze de derman olabilmek için not aldı. Kadınlar onu bir “başkan” olarak değil, yıllardır gördükleri bir yakınları, bir dostları gibi karşıladılar.

Bu samimi ziyaretin hemen ardından, Salı El Emeği Pazarı’nda yıllardır söylenip içe atılanlar bu kez açıkça dile geldi. Benim için ziyaretin en çarpıcı yanı, masaların arkasında yıllardır duran kadınların ilk kez bu kadar rahat konuşmasıydı. Şikâyet çok, yük ağır, “bizi kimse fark etmiyor” cümlesi ise neredeyse ortak bir nefes gibi…

Ziyaretin nedeni belliydi ama asıl mesele, pazar yerine sıkışmış hayatların, siyasete, mevcut ekonomiye ve yerel yönetime dair biriktirdikleri kırgınlıkların su yüzüne çıkmasıydı. Kadınlar sözünü hiç saklamadı, kimi ekonomiyi anlattı, kimi MHP genel başkanı devlet Bahçeli’nin son çıkışlarıyla ilgili rahatsızlığını, kimi İmralı konusu ile ilgili endişelerini dile getirdi, kimi de Mehmet Gürel’in pazar yeriyle ilgili yaklaşımına tepki gösterdi…

Yıllarca İstanbul’da belediyede çalıştığını söyleyen bir emekçi kadın,
“Bu kadar dışlayıcı bir tavrı ilk kez görüyorum” derken sesindeki kırgınlık, yorgunluğun da bir özetiydi. Yalova’daki yerel yönetimden memnun olmayanların sayısı az değildi; özellikle pazar yerinin durumu, düzeni ve yaklaşım dili sık sık gündeme geldi.

Orada neredeyse iki saate yakın kaldık; ne gelen vardı ne giden. Herkes, evine bir ekmek parası götürebilme umuduyla bekliyordu. El emeği, göz nuru ürünlerini sergileyen kadınların alıcısı çoğunlukla turistler olur; pazaryeri ise turistlerin gözlerinden ve kulaklarından uzak olunca, haliyle durum da böyle oluyor, diye emekçi kadınlar dertlenip durdu…

Selihan Hanım’ı görünce, mevcut durumu izah etmek ve destek almak için defalarca Mehmet Gürel ile görüştüklerini anlattılar. Ancak, belediye başkanının “Merkezde bir şey yapamayız, şehrin estetik görünümüne uymuyor, size destek olursam diğerleri de ister” gibi geçiştirme politikaları uyguladığını söylediklerini aktardılar. Kadınlar bunu, sadece bir bahaneden ibaret olarak gördü; çünkü şehrin estetiği elbette önemli, ama halkın ekonomik özgürlüğü ve emeğinin görünürlüğü çok daha öncelikli bir gerekçedir. Pazaryerindeki kadınlar, ürünlerini sergileyerek ekmek parası kazanmayı, hayatlarını idame ettirmeyi ve emeğinin değer görmesini istiyor; buna rağmen, yönetimden yeterli destek görememek, yıllardır süren bir kırgınlığın da özetiydi….

Öncesinde, mevcut ülkedeki ekonomik krizden şikâyetçi olan emekçi kadınlar, fahiş kira zamlarından ve sınırlı gelirlerinden bahsetti. Aldıkları emekliden ay boyunca geçinmek için geriye sadece 2.000 TL kaldığını, bu durumu düzeltmek için sabahtan beri ayakta olduklarını ve bazı günler sırf sergilemek için bile çalışamadıklarını anlattılar.

Buna karşın, kadınlar şehrin estetik görünümü için ne şart varsa kabul ettiklerini söylediler; güzel masalar, düzenli tezgahlar, beyaz örtüler, temizliğe dikkat edilmesi… Tek tek her detayı sıraladılar ve eklediler: “Yeter ki sesimize ses versinler, ekonomik özgürlüğümüze kavuşabilmemiz için bir fırsatımız olsun.”

Şimdi, yurtdışında yılbaşı öncesi şehir merkezlerine kurulan stantlar, hem turistler hem de yerel halk için büyük bir etkinlik olur. Eğer ben şehir plancısı ya da turistik bir ilin belediye başkanı olsaydım, önceliğim hem emekçi kadınları memnun etmek hem de şehre turist çekmek olurdu. Önerim, eski donanma arazisinde 10 civarında bungalov evin konumlandırılması, her eve bir isim verilmesi, ışıklandırma ve küçük bir yılbaşı festivali şekliyle desteklenmesi mümkün olurdu. Hem manzarası hem merkezi konumuyla dikkat çeker, ekonomik olarak da pazaryerindeki kadınlar, mevcut 500 TL ödemelerini biraz artırarak 1000 TL ile daha görünür bir alanda satış yapabilirdi…

Ekonomi Krizi ve Pazaryerinde Gerçek Hayat

Ekonomiyle ilgili şikâyetlerin sayısı hesaplanamayacak kadar çoktu; herkes ekonomik olarak sıkışık olduğunun altını çiziyordu. Selihan Hanım ise, bu durumun iyileşmesi ve daha geniş refaha ulaşmamız için Cumhurbaşkanımızın çalıştığını, bu konuda umutlu olmaları gerektiğini söylüyordu. Aynı zamanda kadınların yaşadığı zorlukları da anladığını vurguluyordu.

Hatta, sıfta yapamayan ve dertli kadınlara destek olabilmek için kendi alışverişini de onların ürünlerinden yaptı. İki ürün satabildikleri için sevinçle bakan kadınların gözlerindeki ekmek parası sevinci, hem acı bir gerçekti hem de dayanışmanın gücünü gösteriyordu. Ama unutmamak gerekir ki, bir Türkün atlatamayacağı bir zorluk asla yoktur.

İmralı ve Bahçeli Konusuna Tepkili Emekçi Kadınlar

Birçok esnaf kadın, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin konuşmalarını “utanç verici” olarak nitelendirdi. Diğer bir emekçi kadın ise, “Asla İmralı’ya, o katilin ayağına gidilmemeli” şeklinde yorum yaptı. Bir başka esnaf ise, “Ben Bahçeli’den böyle bir ihanet beklemezdim; yıllarımı ülkücülüğe, Türklüğe adamış biri olarak bu konuşmalarını ihanet olarak görüyorum” dedi.

Selihan Hanım ise, terörsüz Türkiye konusunun amacının sadece ülkemizde ölümün önlenmesi ve barış sürecinin izlenmesi olduğunu vurguladı. Kadınların “Güvenemiyoruz”, “İnanmıyoruz” gibi her ağızdan yükselen sözlerini diplomatik bir yaklaşımla, sadece iki dakika içinde değiştirmeyi başardı.

Selihan Hanım, “Ben varsayım demiyorum, biliyorum. Bu konuşulanlar gibi ne hapisten birilerini çıkarmak ne de kimsenin şartlarını kabul etmek söz konusu değil. Yok öyle bir şey. Konu sadece terörü ülkede bitirmek. Ülkücüyseniz, Bahçeli’nin ne için uğraştığını da fark etmeniz gerekiyor. Bu süreç bir sabır sınavıdır… Alnımızın akıyla bu sınavdan çıkacağız.” dedi.

Selihan Hanım’ın diplomatik ve sakin yaklaşımı sayesinde, daha önce tepkili olan kadınlar bile yumuşadı. Hep bir ağızdan “İnşallah” diyerek, ona uğur getirmesi için el emeği bir şans bileziği hediye ettiler.

Sonuç olarak, Selihan Hanım’ın ziyareti sadece bir “gösteriş” ya da “seçim turu” değildi; uzun zamandır sessiz kalan kadınların sesinin duyulduğu, kırgınlıkların ve ekonomik sıkıntıların açıkça dile getirildiği bir gerçek ortamdı. Kadınlar, iki ürün satabildikleri için sevinçle bakan gözlerdeki “ekmek parası” mutluluğunu gösterirken, biz de şunu bir kez daha gördük: zorluklar ne kadar büyük olursa olsun, bir Türk kadını yılmaz, direnir ve hakkını arar!

Elbette şehir estetiği önemli; ama pırıl pırıl masalar, beyaz örtüler ve ışıl ışıl bungalovlar da, ekonomik özgürlük ve emeğin değeri yanında biraz mizah konusu hâline geliyor. Sonuçta, güzel görüntü ile ekmek parası arasında seçim yapmak zorunda bırakılanlar için, paranın tadı her zaman daha tatlıdır…

Selihan Hanım’ın diplomasisi, sabrı ve sahadaki dikkati sayesinde, kadınların tepkisi yumuşadı, kırgınlıkları hafifledi bir nebze olsa da;

Ama kadınlar hâlâ haklıydı ve hâlâ yüksek sesle konuşuyorlar. Bugün pazaryerinde yaşananlar, siyasetin cilalı yüzünden çok daha gerçek ve acı bir tabloyu ortaya koyuyor aslında:  Sözde değil, eylemde de kadınların yanında olmak gerekiyor.

Yazar: Ülker Fermankızı