Türkiye son dönemde adeta bir kaynar kazan gibi… İmralı’ya gitmek meselesi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ağzından duyuldu ve fiilen gidildi. CHP komisyondan çekildi, diğer muhalif partiler varlıklarını koalisyona girdiklerinde duyurmasalar da, geri çekildiklerinde yüksek sesle duyurdular. Ortaya çıkan tablo, bir “Rus matruşkası” gibi koalisyon. İçinde kaç muhalif temsilci olduğu belirsiz bir koalisyon varmış… Anlayacağınız tren, daha adrese varmadan birçok parti yarı yolda indi…
Nedeni göründüğü kadar kolay değil. İmralı için kurulan koalisyon treni ya yanlış yola saptı ya da koalisyona dahil olanlar yanlış araca binip güzergâhı karıştırdı… Biz böyle düşünürken, gelin bakın, buna Barzani’nin yorumu da ilginçti ama: “Bu sefer sürecin çok sorunsuz başladığını görüyoruz çünkü millet, parlamento ve tüm partiler devleti destekliyor.” gibi konuştu. Ya Barzani iç politikadan habersiz, ya da biz “siyasi teatro” izliyoruz…
Bu karmaşanın diğer ucunda CHP kendi genel kongresini yapıyor. Kongreler peş peşe: ilçe, il ve genel… Herkesin gündemi küçüğünden büyüğüne “koltuk”, yani başkanlık. Koltuğu bırakanlar da gidişlerine bin pişman. Örneğin Kılıçdaroğlu…
Bugün neredeyse partisinden bağımsız bir figür hâline geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilişkisi “bir level atlamış” gibi. Erdoğan artık ona “Bye bye Kemal” değil, “Sayın Kılıçdaroğlu” diyor.
Sahnede, siyaset aynasında kendisini dev gören ama ne Barzani’den ne Şara’dan, ne liberal düşünceden, ne Neo- Osmanlı Projesinden haberi olmayan il–ilçe dernekleri bile “milli düşünce” adıyla Terörsüz Türkiye vurguları yapıyor. Ve nedense soluğu Bahçeli’nin veya onun elçilerinin yanında alıyorlar… Anlaşılandır, bir deyim var, herkes bir parça pasta peşinde…
Parlamentodaki vekiller de muhalefi-iktidarı fark etmeksizin birbirlerine sürekli “top” paslıyor. Gündem ister olumlu ister olumsuz olsun, herkes bir şekilde canlı tutma derdinde. Çünkü gereksiz söz polemiği ne kadar gür çıkarsa, örneğin papanın ziyareti gibi “kültürel ziyaret”in asli amacını kimse fark etmez…
İç politika kaynar kazan gibi kaynarken asıl soru şu: Dışarıdan devreye girenler kim ve neye hizmet ediyor?
Dış Müdahaleler: Çok Katmanlı ve Eş Zamanlı Baskı
Dikkatle, hiç bir şeyi atlamadan Türkiye’nin son global siyasi adımlarını gözden geçirelim: Amerika’dan akıl almaz 70 milyar dolarlık alışveriş yapıldı; ardından İngiltere’den askeri uçak alımı… Tüm bunların fonunda, Türkiye’ye yönelik dış müdahaleler nedense eş zamanlı ve çok katmanlı.
Önce Papa’nın Türkiye ziyaretine bakalım. Tarih 27 Kasım… 1095’te Papa 2. Urban, Clermont’ta ilk Haçlı yürüyüşünü ilan etmişti. Haçlıların ilk kuşattığı kent ise Selçuklu topraklarındaki Nikea, yani bugünkü Bursa’nın İznik bölgesiydi. Kuşatma kenti yıkamadı; çünkü Şah Aleksey kentlilere teslim olma emri vermişti. Böylece Müslümanlar katliamdan kurtulmuştu.
İlk Haçlı savaşı İznik ile Ankara arasında yapılmıştı. Papa da Türkiye ziyaretinin ilk durağını Ankara yaparak bu tarihe göndermede bulundu…
Papa’nın bu ziyareti, Haçlı yürüyüşünün kanla değil, “barışla taçlandırılmış yeni versiyonu” ve bölgede “Neo-Osmanlı İmparatorluğu’nun” manevi onayı gibi okunuyor.
Bugün birçok yabancı uzman, bölgede kurulan yeni güç mimarisinin liderlerinin Erdoğan ve Hakan Fidan olduğunu söylüyor.
Kontur haritanın temas ettiği yerler: Azerbaycan, Ermenistan, Kuzey Irak, Suriye, Katar, Kuveyt, Gürcistan’ın bir kısmı ve KKTC…
Bu büyük platformun başında İslam vurgusunu her fırsatta yineleyen Erdoğan ile stratejik gücü temsil eden Fidan var. Papa’nın Erdoğan ile görüşmesi bu nedenle çok daha derin ve stratejik.
Kısacası Papa, Neo-Osmanlı İmparatorluğu’nun “manevi hayır duasını” verdi. Projenin içinde adı geçen ülkelerin bulunduğu bir harita bu. Bu proje, doğudaki liberal projelere karşı durmak için kuruluyor. Peki liberaller kim? Mısır, Suudi Arabistan, İsrail ve İran.
Dikkat çekici bir ayrıntı: Neo-Osmanlı hattında yer alan ülkelerde, Türkiye ve Azerbaycan dahil yakın dönemde “Suudi Arabistan ajanı” diye tutuklamaların yapıldığını da hatırlatmak mümkün.
Ekrem İmamoğlu, Liberal Hat ve Siyasi Tasarım
Bu fon içinde İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 2400 yıl hapisle yargılanması öyle sıradan bir hukuk süreci değil gibi. Çünkü İmamoğlu, az önce bahsi geçen liberal güçlerin Türkiye için uygun gördüğü liderdi ve Erdoğan’ın en ciddi rakiplerinden biri olarak görülüyordu.
Amerikan Büyükelçisi’nin Halki Seminary – Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması konusundaki açıklamaları da aynı çerçevede okunmalı. İlk bakışta azınlık hakları ya da dini özgürlükler gibi görünse de aslında Neo-Osmanlı projesinin kültürel testlerinden biri.

Barzani, İran ve Türkiye: Çatlaklar ve Dengeler
Türkiye’nin bir diğer ucunda Mesut Barzani, Şırnak’taki 4. Uluslararası Melaye Ciziri Sempozyumu’na katılıyor ve Terörsüz Türkiye süreci hakkında konuşuyor. Barzani de Öcalan’a “hayır duasını” veriyor.
Oysa Barzani’nin Mayıs ayındaki İran ziyaretinde sarf ettiği sözler dikkat çekiciydi:
“İran için tehdit değiliz, iş birliğine hazırız.” Bulunduğu konumdan bağımsız şekilde bölgesel ve dış ilişkilerde dengeli bir strateji izliyor. İran için Kürt meselesi ve Kürt siyasi aktörleri son derece hassas.
Türkiye’ye yakın bir Kürt lider olması sebebiyle Barzani, İran’ın geleceğe dönük bakışında risk olarak görülüyor. Bu yüzden İran, Barzani’nin politikalarını bilinçli bir “görmezden gelme” stratejisiyle karşılıyor.
Neo-Osmanlı Projesi: Kültür, Din, Siyaset ve Harita Üzerinden Yeni Satranç
Bir tarafta Barzani’nin sempozyum konuşması, diğer tarafta Papa’nın dini ritüel görünümlü stratejik ziyareti… Her iki hamle de kültürel ambalajla sunulsa da temelde Doğu’daki Neo-Osmanlı İmparatorluğu projesinin yol haritasını şekillendiriyor.
Bir yandan dün “İsrail boykotu” diyen vekillerin bugün Coca-Cola ve futbol kulüpleri üzerinden tartışma yürütmesi de liberallerin Türkiye üzerindeki müdahalesinin bir başka yüzü gibi…
Tüm bu olaylar, Türkiye’nin iç çekişmelerinin üzerine adeta tuz-biber ekiliyor. Her biri ayrı cepheden baskı oluşturuyor ancak birlikte bakıldığında iç siyaseti ve toplumsal dengeleri zayıflatacak bir senaryo ortaya çıkıyor.
Koalisyon Çatırdıyor: Muhalefetin ‘Liberal Testi’
Koalisyonun çalkantılı yapısı ve muhalefetin yarı yolda çekilmesi, Türkiye’de iç siyaseti giderek kırılganlaştırdı. Bugün görünen o ki muhalefet, iktidar karşısında “liberallik testi” vermek zorunda hissediyor.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun iktidar yönlü çıkışları, Kılıçdaroğlu’nun AKP hakkındaki olumlu yeni söylemleri ve birçok muhalefet partisinin kongrelerde iktidara değil, geçmiş liderleri hedef alan politikaları tam da bu sınavın göstergesi…
Çok Katmanlı Bir Satranç Tahtasında Türkiye
Türkiye hem içeriden hem dışarıdan eş zamanlı baskılara maruz kalıyor.
Koalisyonlar çatırdıyor, muhalefet yön arıyor, dış aktörler Türkiye’nin sinir uçlarıyla oynuyor.
Bir yandan Neo-Osmanlı projesinin işlev süreci, diğer yandan liberal kuşağın hamleleri arasında Türkiye çok boyutlu bir satranç tahtasında ilerliyor…
Yazar: Ülker Fermankızı












