Gelelim esas meseleye…
Geçtiğimiz günlerde adaylardan biri, seçim tarihinin neden öne çekildiğine dair makul bilgiler sundu. Ardından başka bir aday, basın toplantısında “demokratik seçim hayali” vurgusu yaparak sanki seçimin gölgeli tarafına ışık tutmaya çalıştı. Bu konuşmanın ardından şüpheler daha da arttı. Bir başka aday ise bazı kişilerin “diskalifiye edilme” ihtimaline değinince işler daha da karıştı…
Ardından odanın yönetimindeki bazı kişilerin sosyal medya hesaplarından peş peşe yapılan, imalı ve ifşa niteliği taşıyan paylaşımlar geldi. Bu paylaşımlar artık krizin içeride hiçbir şekilde gizlenemediğini açıkça ortaya koydu.
Bir kurumda kriz varsa bunun sebebi çoğu zaman aynıdır: Adil paylaşım yoktur.
Bu paylaşım sadece para olmak zorunda değildir; bilgidir, şeffaflıktır, sorumluluktur, yetkidir, hakkaniyettir sonuçta…
Bugün yönetimdeki (isim ve soyadlar bizde olsa da, kamuoyu ile bu detayları paylaşmayı etik bulmuyoruz. O yüzden isimler şartı olarak yazılmıştır.) A.B. adlı şahsın yaptığı paylaşımlar, C.D.’nin içeriden verdiği bilgiler, E.F.’nin imza yetkisi ve görev süresiyle ilgili iddialar tek bir gerçeğe işaret ediyor: Yönetimin içinde ciddi bir güvensizlik ve adaletsizlik duygusu var…
Görünen o ki, YESO seçimleri artık bir oda seçimi olmaktan çıkmış, adeta bir güç savaşına dönüşmüş durumda. Üstelik sadece adaylar arasında değil; yönetimin kendi içinde de derin çatlaklar oluştuğu görülüyor.
Tıpkı “Burada benim, Bağdat’ta da kör halife” dercesine bir yönetim şekli ile yönetildiğini düşündürtse de, bir gazeteci olarak, yönetimdeki kişilerin ancak seçim gelince bu kadar gerçeği açıkladıklarına şaşırıyorum. Bir kurumun sorunlarını seçim olmadığında açıklamak olmuyor mu?
Bu ayrı konu… Ama adil ve objektiv düşünmek zorundayız….
Ve şimdi, elimizdeki faktları tek tek sıralayalım…
Demeli, Yalova Esnaf ve Sanatkârlar Odası’nın kapalı kapılar ardında yaşadığı sarsıntı artık belgelerle, imzalarla, resmi uyarılarla açığa çıkmış durumda. Bu bilgiler, herhangi bir iddianın ötesinde, bizzat noter kanalıyla gönderilmiş ihtarnameler ve yönetim kurulu tutanaklarında yazılı hâlde duruyor.
1. Fakt: Yönetimdeki A.B. adlı şahıs, oda defterlerine erişim ve hesap dökümlerinin açıklanması konusunda resmi yollara başvurmak zorunda kalıyor. Odanın 2022–2025 yıllarına ait gelir-gider dökümlerinin, genel kurul tutanaklarının ve komisyon kararlarının kendisine verilmemesi üzerine A.B., noter aracılığıyla ihtar çekiyor. Bu, bir yönetim kurulu üyesinin yönettiği kurumun belgelerine ulaşamaması demektir. Bu normal bir kurumda olmaz. Bu, şeffaflığın sıfır olmasıdır.

2. Fakt: C.D. adlı yönetici için “yeterlilik şartını kaybettiği” gerekçesiyle düşürülme talebi var. Bir başka ihtarnamede, yönetimde bulunan C.D.’nin görev yapabilmesi için gerekli iki şarttan birini kaybettiği belirtilerek, bu kişinin yönetimden düşürülmesi için işlem yapılması talep ediliyor. Bu belge açıkça gösteriyor ki: Yönetimin içinde hukuki statüsü tartışmalı kişiler var.
3. Fakt: Yönetim Kurulu karar defterinde yer alan imzalar, içerideki uyumsuzluğu gözler önüne seriyor. Kararın altındaki imzaların bir kısmı “çekimser”, bir kısmı yarım, bir kısmı okunaksız…
(belgelerde özel bilgileri etik kurallara dayanarak kaldırmış bulunmaktayız.)
Bu tablo bize şunu söylüyor: Yönetim tek sesli değil, parçalı. Örneğin, bazıları seçim tarihinin değiştirilmesini desteklerken bazıları açıkça karşı çıkmış…
İmza atmaktan kaçınan isimler bile var; bu da içerideki kriz ve güvensizliği açıkça gösteriyor…
4. Fakt: Seçim tarihinin öne çekilmesi, yönetim içinde tam bir çatlak yaratmış durumda.
Adaylar bunu konuşuyor, kulislerde konuşuluyor, belgelerde de izleri var.
Seçimin neden apar topar öne çekildiğine dair kamuoyuna verilen “teknik” açıklamalar var; fakat belgelerde gördüğümüz şey bambaşka:
Yönetim kararı oy birliğiyle değil, baskıyla alınmış gibi. En az üç üyenin itiraz ettiği veya imza atmadığı da biliniyor… (Bu konuya daha sonra tekrar döneceğiz…)
Yani adı “seçim” içerliği “baskı” misali bir mekanizma söz konusu…
5. Fakt: Şeffaf olmayan finansal süreçler var. A.B.’nin ihtarnamesinden anlıyoruz ki:
Odanın gelir-gider tabloları, toplantı tutanakları, komisyon raporları istenmesine rağmen verilmemiş. Bu şu anlama gelir: Ya belgeler eksik, ya yanlış, ya da saklanıyor.

Her üç ihtimal de ciddi bir idari kriz değil midir hukuki bakımdan?
6. Fakt: Yönetim kurulu içinde yetki ve sorumluluk krizinin yaşandığı aşikar. yaşanıyor.
Belgelerde, bazı üyelerin yetki alanlarıyla ilgili tartışmalar olduğu, bazı kararların geçersiz olabileceği ve bazı üyelerin görev şartlarını taşımadığı iddiaları bile yer alıyor…
Bu ise bizlere şunu gösteriyor: YESO şu an “seçim atmosferi”nden çok, büyük yönetim krizi yaşıyor…
7. Fakt: Görev aracının amacı dışında kullanılması iddiaları artık gölge değil, doğrudan soru işareti…
Esnaf odasının makam aracının sık sık şehir dışı gezilerde, tatil amaçlı kullanıldığı iddiası uzun süredir kulislerde konuşuluyordu. Ancak Bergama’da aracın “beyaz plaka” takılı hâlde görülmesi, bu iddiaları sadece bir söylenti olmaktan çıkardı; kamu vicdanında ciddi bir tartışmanın kapısını araladı, diye biliriz.
Bir görev aracının, işe giderken, örneğin “çocuğu okula bırakmak gibi” masum bir ihtiyaç dışında şahsi amaçla kullanılması hem etik dışıdır hem de hukuki açıdan sorun teşkil eder, bana göre…
Hele ki bu araçla uzun yol yapılıp özel geziler düzenlendiyse, bunun adı sadece bir sakınca değil, gerçek anlamda soruşturulması gereken bir durumdur…
Çünkü, uzun yoldur sonuçta… ve bunun kazası var, hırsızı var, zararı var ki, daha emanetten fayda gören görülmedi… Sonuçta devletin ve kurumun malı babamızın malı değildir. Ne de bizler bir makam başındaysak, babamızın malını bir ergenin kullandığı şekilde kullanamayız…

Eğer ki, bunu yapıyorsak, bizden ne köy olur, ne de bir kasaba…
YESO’da da elde ettiğimiz bilgilere göre, makamın emanet aracı “uzak yolda: gündüz-gece” misali kullanıldığı sırada kaza yapıyor.
Odanın malı olan bir aracın kişisel kullanım sırasında zarara uğraması ise büyük bir kriz.
Düşünün, makam aracının değeri yaklaşık 1.400.000 TL, sigortadan gelen ödeme ise 1.160.000 TL. Aradaki yaklaşık 240 bin liralık fark için oda mahkeme süreci başlatmış…
Yani bu yabancı devletlerin birinde olsaydı, yönetim kurulu mevcut başkanı kurumu zarara uğratması konusunda mahkemeye verir, hatta hakkında tazminat davası bile açardı. Yönetim bunu neden yapmamış? Yani sonuçta yönetim kurulu, başkanın kararlarını sorgulamak ve kurumun adil kararlar alması için vardır… Ve hiç bir kurumun tüzüğünde “bu sorgulama seçimden seçime yapılır” diye bir madde de yazmaz….
Şimdi gelelim cevapsız sorulara: Bu zarar kimin sorumluluğu?
Bu bedeli kim ödeyecek?
Esnafın parası mı, yoksa kişisel sorumluluk mu?
8. Fakt: Odanın parasıyla hele altın alındığı ve bunun eşe, dosta takıldığı iddiası da kulislerde konuşuluyor.
Bir diğer iddia da, oda kasasından alınan altınların düğünlerde hediye olarak kullanıldığı ya da kimi zaman hiç takılmayıp doğrudan harcandığı yönünde.
Burada soramadan edemeyeceğim: Acaba bu altınlar esnafların düğün-derneklerinde mi takıldı? Yani bu kadarını aklım mantığım almakta zorlanıyor… Çünkü hepimiz biliyoruz, ne hamam suyu ile ekmek olur, ne de komşuya umut ederek, mumun olur…
Şimdi odanın kasasına umut ederek de, altın dağıtmak da hamam suyu ile ekmek yemeğe döndü…
Gelelim bu konunun hukuki boyutuna, bu iddia doğruysa, bunun adı çok nettir: “Kamu malının usulsüz kullanılması”
Yanlışsa, bunun açıklanması gerekir, ister kurumun yönetim kurulunun beraber beyanatı ile, ister de başkanın kendisi bütün iddialara cevap vermelidir. Çünkü bu tür iddialar, bir kurumun itibarını yerle bir edecek hükümde…

9. Fakt: Aklın ve mantığın almadığı daha bir husus…
Demeli, seçimin normal takvimi Şubat ayıydı. Yani hata varsa düzeltmek, eksik varsa tamamlamak, belge varsa göstermek için bolca zaman mevcuttu, aslına bakarsan.
O hâlde soralım: Neden tüm bu eksiklikler ortadayken seçim bir anda Ocak ayına çekildi?
Bu sorunun mantıklı açıklaması için akla gelen varsayımları sayalım:
1. Ya içeride çözülmeyen bir kriz büyüyor…
2. Ya da bazı isimlerin aday olmasını engellemek için zaman baskısı kuruluyor.
3. Ya da yönetimdeki dağınıklık seçime kadar daha fazla gizlenemeyecek hâle geldi.
Hangi ihtimal olursa olsun, şu gerçeği değiştirmiyor: Bir yönetim, güçlü olduğunda seçimi öne çekmez; zayıf olduğunda, baskı hissettiğinde, zaman daraltmak istediğinde çeker.
Ve anlaşıldığı gibi bugün YESO’da yaşanan tam olarak budur…
10. Fakt: Mevcut başkanın tüm çağrılara rağmen sessiz kalması, soruları daha da büyütüyor.
Adayların hepsi konuşuyor. Yönetimdeki üyeler birbirine ihtar gönderiyor.
Sosyal medya paylaşımları havada uçuşuyor. Ama asıl cevap vermesi gereken makam, yani mevcut başkan, tüm bu süreçte tek bir açıklama dahi yapmıyor…
Yönetim kurulu üyeleri de, böyle esaslı iddialarla kulislerde ve sosyal medya üzerinden ucuz açıklamalar yaparak konuyu sıfıra indirdiklerinin farkına varmalılar. Böyle konular hukuki yollara baş vurularak çözülür veya kamuoyuna basın toplantısı yapılarak duyurulur…
Bugün eğer mevcut başkanın sessizliği artık bir tercih değil; bir sorumluluktan kaçış gibi kabul ediliyorsa, yönetim üyelerinin toplu halde bir karar almaması ve perakende şekilde herkesin farklı yollarla seslerini duyurma çabası kurumun itibarına daha da zarar veriyor…
Görünen o ki, bu seçimin adı sandık değil, hesap verme seçimi olmalıdır.
Çünkü YESO’da yaşanan bu tablo, sıradan bir seçim gibi sade bir süreç değil;
Bu, şeffaflık ile gizlilik, hak ile çıkar, sorumluluk ile koltuk, adalet ile sessizlik arasında geçen bir mücadeledir.
Adaylar sahnede konuşurken, gerçek savaş sahne arkasında yaşanıyor.
Benim görevim ise sadece sahne arkasını görünür kılmak.
Ben tek bir soruyu sorarak bitiriyorum: Bu odada güven tazelemek için iddialı olanlar, önce yönetimdeki bu karmaşanın hesabını verecek mi?
Yazar: Ülker Fermankızı












